Merhabalar
Belleğin Öcü kitabının yorumu ile buradayım. Bellek transferi teknolojisi sayesinde insanlar artık bedenlerini değiştirebiliyor, anılarını kopyalayabiliyor ve ölümü yenebiliyorlar. Ancak ölümsüzlük yalnızca ona sahip olmayı göze alabilenler için geçerli. Bellek teknolojisinin insana yararı kadar zararı olacağını da düşünen bir insanım. Yazarımızda bu kitap ile zararını insanları psikolojik olarak nasıl bir etki edeceğini belki de vicdani bir sorgulama yaptırmış olabilir. İlk başta güzel gibi gelen bir durumun aslında çok da iyi bir şey olmadığını düşünüyorum. Bir bedendesin ama farklı bir bellek ile. Bir süreden sonra yorulursun. Hangisi senin anıların hangisi senin değil. Cengiz Aras’ta tam da böyle bir karakter. Kendisi Akıl Dedektifidir. Hem evliğindeki hem de görevindeki sorunlar onu gerçeği ve yanılsamayı ayırt edemediği bir sınavın içine sürükler. Eşi Eylül psikologtur. O da bellek transferini hastalarında kullanan bir kişidir. Cengiz Aras bu durumu çok sevmez eleştirir. Hatta kendisine gelen işlerde bu yöndedir. Hırsızlık gibi suçlar bile az kalır. Araştırlan olaylar bile artık bellek transferi ile ilgilidir. Cengiz Aras’a da böyle bir görev verilir. Bir suçlu örgütün içindeki öğrenmesi için o örgütten birisinin belleğine transfer edilir. Hem kendi belleğini hem de başkasının belleğini kullanmak. Hangisi Cengiz’in hangisi değil? Cengiz bu işi kabul etmekle iyi etti mi? Bedeninden bir kere ayrıldığında zihin geri gelecek mi? Kendi belleğini koruyabilecek mi?
Kitapta hangisi gerçek hangisi değil? Her şeyin iç içe geçtiği anılarını korumak. Hangisi doğru hangisi benim yaşadığım hayat geçmişe götüren izler bilmiyorum bu kitapla epey bir sorgulama yaptım. İlerleyen yıllarda böyle şeyler olabilir. Bu kitapta fragmanı gibi olmuş. Hiç beklemediğim bir gerçeklikle son buluyor kitap. Ters köşeydi tam. Merak edenler okusunlar. Kitapla kalın.