Anatole France’ın bu eserinde Tanrı’ya karşı isyan etmeye hazırlanan meleklerin hikâyesi anlatılır. Baş karakterlerden biri olan Arkad, bir insanın koruyucu meleği iken zamanla bilgiyle tanışır, sorgulamaya başlar ve Tanrı’ya başkaldırır. Bu başkaldırı bireysel bir kriz değil, kolektif bir “aydınlanma hareketi”dir. Melekler artık körü körüne itaat eden varlıklar değil, düşünen ve sorgulayan varlıklara dönüşürler. Ancak isyan eden, iktidarı ele geçirirse, karşı çıktığı şeye dönüşür. Romanın sonunda şeytanın gördüğü rüyada Tanrı’ya karşı savaşan güç, kazandığında yeni Tanrı olacaktır. Metin bu yönüyle sadece dini bir eleştiri değil; politik bir göndermedir. Devrimler, çoğu zaman eski düzeni yıkarken onun yerine benzer bir baskı düzeni kurar.
Tanrı mutlak iyi midir? Melekler gerçekten “iyi” midir? İtaat erdem midir, yoksa düşünmenin önündeki engel mi? Roman, doğmanın karşısına bilgiyi koyar. Meleklerin isyanının temelinde “ilim” vardır. Bu bir “fantastik roman” değil; alegorik bir insanlık hikâyesidir. Bu yönüyle eser, sadece edebi değil; aynı zamanda felsefi ve politik bir metindir. İlk bakışta fantastik bir “melekler ve şeytan” hikâyesi gibi görünse de, aslında din, iktidar, bilgi ve insan doğası üzerine derin bir felsefi hicivdir.
Bilgi, özgürleştirir ama aynı zamanda huzursuz da eder. Okur, bir tezle karşı karşıya bırakılmaz; aksine düşünmeye zorlanır.