' O gün, çocukluğumun bir parçası orada, o okul bahçesinde kaldı.'
Bu kitap sevginin güzelliğini anlatmaktan çok, insanı nasıl yavaş yavaş çözdüğünü, hatta bazen kendine yabancılaştırdığını anlatıyor. Daha ilk sayfalardan yaşadıkları, yaşamak zorunda kaldıklarını okumak beni çok üzdü. Özellikle de öğretmeninin ona sarfettiği o kırıcı sözler ve gerçekleştirdiği eylem çok can yakıcıydı. Dışarı da bedensel veya zihinsel engeli olan birisini gördüğümde de uzun bir süre bakmamaya çalışıyorum. Belki rahatsız olur belki ona kötü bir düşünceyle baktığımı düşünür diye bakışlarımı kaçırıyorum. Ama bazı insanlar bunu hatta bilerek yapıyor. Daha da uzatmadan hemen konusundan bahsetmek istiyorum.
Ana karakterimiz bize adını vermiyor. Biz onu 8 olarak biliyoruz. Ve kendisi doğduğu andan itibaren hayatla 1-0 geride başlıyor. Fiziksel eksikliği sadece bedensel bir durum değil bu onun tüm hayatını etkileyen ve şekillendiren bir durum. Yukarıda da belirttiğim gibi çocuklukta yaşadığı yetişkinler tarafından bile dışlanmışlıklar ve adaletsizlikler, onun içinde hem büyük bir güç hem de kontrol edemediği bir boşluğa sebep oluyor. İnsan ister istemez başkaları yüzünden kendisini yetersiz hissediyor ve bu da özgüven eksikliğine sebep oluyor. Birisine güzel olduğu halde bunun aksi yönünde konuşursanız onu aynaya bile bakamaz bir hale getirirsiniz.
Bazı darbeler size yabancı olan birinden de gelmeyebilir size en yakın olandan da gelir.
Öte yandan bir de babalık sürecini okuyoruz karakterimizin.
ilk defa kendinden başka bir şey için yaşamaya başlıyor. Kendi çocukluğunda eksik kalan sevgiyi, bu sefer doğru vermek isterken yine hatalar yapıyor. Bilmediğiniz bir şeyi ne kadar iyi yapabilirsiniz?
Bir de göç durumu var tabi... Almanya’ya gidiş meselesi... Aslında gitmesi içinde bazı sebepleri var. İnsan bazen gitmesi gereken yerin olduğu konum olduğunu düşünüyor. Ama aslında kendinden kaçması gerekirken bu da pek mümkün değil. Yine de son sayfalar sizlere umut olacak. Her şey yoluna girdi mi derseniz de... Kitabı okuyup öğrenmeniz gerekecek...