Gönderi

Hz. Peygamberin ümmîliği
Kur'an'da Hz. Peygamber'in ümmîliğinin "Eğer okuryazar olsaydın batıla uyanlar şüpheye düşerdi." şeklindeki ifadesi Hz. Peygamber'in okuma yazma bilmemesinde ilahi bir müdahaleyi hissettirir. Çünkü fesahatte ve belagatta zirvede bulunan bir topluma bir ümmînin muciz olan Kur'an'ı getirmesi, Kur'an'ın Onun tarafından uydurulduğu iddiasını bertaraf edip onu nübüvvetinin sıhhatine bir gösterge yapar. Eğer Hz. Peygamber okuma yazma bilseydi Kur'an'ın beşer sözü olduğunu iddia etmek daha kolay olacaktı. Bu sebeple normal bir kişi için bir kusur sayılabilecek olan ümmîlik Hz. Peygamber'in bir fazileti ve nübüvvetinin en büyük alametlerinden biri sayılmıştır
Sayfa 65·Kitabı okudu
Alıntı
·
300 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Peygamberimiz okuma yazma bilirdi. Peygamber olmadan önce ticaret ile uğraşmış tabiri caizse uluararasi ticaret yapmış. Okuma yazma bilmeyen bu ticareti nasil yapsın. Aldıklarını verdiklerini nasil kaydetmiş?
Dağın şeyhi
Gönderi Sahibi
Hocam, sizin söylediklerinize göre okuma yazma bilmeyen ticaret yapamaz mantığı olur. Bu sıklıkla dile getirilen bir iddiadır. Fakat bilindiği üzere cahiliyye Araplarında okuryazarlık oranı oldukça düşüktür. Ticaretler daha çok sözlü güven, şahitlik ve temsilciler üzerinden yürüyordu. Dolayısıyla ticaret yapmak kesin olarak okuma yazma bilmeyi gerektirmezdi.
Ankebut 48 deki Bu ayet Hz. Muhammed'in Kur'an'dan önce herhangi bir ilahî metin okumadığını göstermektedir. Kasas 28:86 ve Şûrâ 42:52'de verilen bilgiler de bunun delilidir. Demek ki buradaki mesaj Hz. Muhammed'in okuma-yazma bilmediğiyle ilgili değil, dini metinlerle içli dışlı olmak anlamında entelektüel bir din meşguliyetine sahip olmamasıyla ilişkilidir. Hz. Muhammed'in ümmiliği de onun kitap ehlinden olmaması, Tevrat'ı bilmemesi ve Mekkeli oluşu demektir; konunun okuma-yazma bilmemeyle herhangi bir ilişkisi olamaz.
Dağın şeyhi
Gönderi Sahibi
Müslüm Baba hocam aslında söylediğiniz şeylerin çoğu farklı başlıklar ve hepsini tek bir sonuca bağlamak sağlıklı olmuyor. Önce şunu netleştirelim. Kur’an bu dinin temelidir, bunda zaten kimsenin ihtilafı yok. Ama sünneti tamamen devre dışı bırakınca dinin pratiğini kurmak da mümkün olmuyor. Çünkü Kur’an birçok yerde çerçeve çizer, detayları ise Peygamber’in uygulamasıyla anlaşılır. Hadisler meselesinde de durum ya hepsi doğru ya hepsi yanlış değil. Alimler zaten tarih boyunca rivayetleri ayırmış; sahih, zayıf, problemli diye incelemişler. Yani bugün konuştuğumuz birçok tartışmalı örnek, zaten geçmişte de tartışılmış şeyler. Bu yüzden birkaç problemli rivayeti alıp bütün hadis geleneğini reddetmek, ilmi yönteme pek uymuyor. Recm, mürted, mezheplerin farklı görüşleri gibi konular da tek bir rivayetle oluşmuş değil, bunlar uzun fıkhî tartışmaların sonucu. Mezheplerin abdestte farklı sayılar söylemesi de Kur’an eksik olduğu için değil, aynı ayetten farklı çıkarımlar yapılmasından kaynaklanıyor. Mucizeler meselesine gelince Kur’an Peygamber’in en büyük mucizesidir, bunda şüphe yok. Ama diğer rivayet edilen mucizeleri kabul etmek ya da etmemek iman meselesi değil burada da farklı yaklaşımlar olabilir. Kısacası sorun şurada düğümleniyor ya her şeyi sorgusuz kabul etmek ya da hepsini reddetmek. Halbuki daha sağlıklı olan, Kur’an’ı merkeze alıp, rivayetleri de ilmi ölçülerle tek tek değerlendirmek. Çünkü bu din ne sadece rivayetlerden ibaret ne de rivayetleri tamamen yok sayınca ayakta kalabilecek bir yapı. Ben de teşekkür ederim, güzel ve düşündüren bir sohbet oldu. Farklı bakış açıları olsa da konuşarak ilerlemek kıymetli. Allah hepimizi doğruyu en isabetli şekilde anlayanlardan eylesin.