·216 syf.····Okunma: 18 Nisan 2026 12:26 Kitabın adını tek nefeste okumayı başarırsanız tebrikler, ilk edebi testi geçtiniz! Sasa Stanisic sağ olsun, o uzun ismin hakkını veren okuru konfor alanından yaka paça çıkaran bir kurgu yaratmış.
Kitap 12 kısa bölümden oluşuyor ama okuduğunuz her cümlenin ardından 'Yazar burada tam olarak beynimin hangi kıvrımıyla oynuyor?' diye duraksıyorsunuz. Metnin asıl vurucu yanı ise o sürekli şekil değiştiren anlatıcısı. Bir bakıyorsunuz Bosna'dan kaçan bir göçmenin zihnindesiniz, bir bakıyorsunuz yazarın o ironik, muzip sesini duyuyorsunuz. Sayfayı çevirince 'Acaba sıradaki anlatıcı ben miyim?' diye kimliğinizi yokluyorsunuz. Başta bu durum okuru biraz zorluyor gibi gelse de aslında bu çok sesli, yer yer kopuk yapı; köklerinden koparılmış, aidiyetini arayan bir insanın zihninin kusursuz bir yansıması. Balkanlar'dan Almanya'ya uzanan o zorlu göç yolculuğunda insanın hikayesi de böyle bölünüyor, kimliği böyle katmanlı hale geliyor demek ki... Metnin bireysel olduğu kadar kolektif bir dille ilerlemesi de bence tam olarak bu yüzden muazzam bir edebi tercih.
Yazar o kültürel ritüelleri, toplum meselelerini ve 'yabancı olma' hissini öyle güzel metaforlara saklamış ki satırlar arasında edebi bir hazine avına çıkmış gibi hissediyorsunuz. En sonunda da dönüp bize 'Hayat bir deneme kabini olsaydı nasıl olurdu?' diye soruyor. Sahi, sığındığımız o yeni hayatlarda, o daracık deneme kabinlerinde üstümüze geçirmeye çalıştığımız kimlikler ne kadar bizim, ne kadarı emanet duruyor?
Zoru seven, beynini şezlongda yatırmak yerine edebiyatın o derin, biraz tekinsiz ama bir o kadar da ufuk açıcı sularına dalmak isteyenler buyursun.
Peki sizce hayat bir deneme kabini olsaydı, sizin denediğiniz o ilk kıyafet üstünüzde nasıl dururdu?"