Şeytanın Çalgıları // Nancy Huston
Uyumsuzluğun ve kolektif kadınlık yarasının bir metaforu #şeytanınçalgıları .
Eser, "mizansen içinde mizansen" anlatımı ile okuru sarsıcı ve katmanlı bir yolculuğa çıkarıyor; karanlık ve kasvetli bir atmosfer eşliğinde "eril" şiddete maruz kalan kadınların sorunlarını odağına alırken, zamanın ötesinde değişmeyen bir zulüm sarmalını gözler önüne seriyor.
Roman, iç içe geçmiş iki farklı anlatı katmanından oluşur: Ana karakter Nad(i)a, birinci tekil şahıs ağzından kendi yaşamını anlatırken, eş zamanlı olarak geçmişte geçen bir roman kaleme almaktadır. Bu kısımlar, Nadia’nın kendi iç hesaplaşmalarını ve yazar kimliğini keşfetme sürecini yansıtır.
Nada’nın yazdığı öykü ise 1686’da Fransa’da doğan ikiz kardeşler Barbe ve Barnabe’ye odaklanır. Dönemin Avrupa’sının tekinsiz ve merak uyandıran atmosferinde geçen bu bölüm, kitabın tarihsel trajedisini oluşturur.
Romanın teknik altyapısını oluşturan "scordatura" (yaylı çalgıların standart dışı akort edilmesi), eserde çok boyutlu bir anlam kazanır. Müzikal bir teknik olmanın ötesinde, bu kavram karakterlerin, özellikle de Nada’nın bozulan ruhsal dünyası için bir metafor görevi görür.
Kitabın merkezinde, Orta Çağ’dan başlayarak Avrupa tarihine kara bir leke olarak yerleşen cadı avları ve Kilise baskısı bulunur. Huston, yoksul ve kimsesiz kadınların "cadı" ilan edilerek katledildiği bu süreci tarihsel bir gerçeklik olarak işler.
Yazarın metindeki en vurucu çıkarımı ise, Orta Çağ’daki engizisyon ile günümüz toplumsal beklentileri arasındaki paralelliktir.