Babalarımdan biri, kişinin bakımını ve gereksinimlerini karşılamak üzere çalıştığı şirkete ya da hükümete güvenmesi gerektiğine inanırdı. Maaş zamları, sosyal sigorta primlerinin ödenmesi, sağlık hizmetleri, hastalık izinleri, yıllık izinler ve benzeri konulara kafa yormaktan vazgeçmezdi. Ordu mensubu olan iki amcasının 20 yıl aktif görev yaptıktan sonra emeklilik hakkı ve yaşam boyu emekli aylığı alma şansını yakalamaları onu çok etkilemişti.
Ücretsiz sağlık hizmetlerinden yararlanma ve ordunun emeklilere tanıdığı indirimli ordu mağazalarından alışveriş etme hakkına gıpta ederdi. Üniversitedeki işinde kalabilme hakkına da hayrandı. Yaşam boyu iş güvencesi ve bunun sağladığı haklar sanki işin kendisinden daha önemliydi. Sık sık, "Devlet için çok çalıştım, bütün bunları hak ettim." derdi.
Öbür babam, kişinin maddi yönden tamamen kendine güvenmesi gerektiğine inanırdı. Hak etme mantığına tümüyle karşıydı. Bunun, güçsüz ve maddi bakımdan muhtaç kimseler yarattığını savunurdu. Maddi yetkinliğe çok önem verirdi.
Bir babam birkaç dolar biriktirmek için çabalar, öteki yatırım alanları yaratırdı.