·117 syf.····Okunma: 20 Nisan 2026 10:19 Farklı bir eser; konusuyla, anlatımıyla, felsefesiyle çok çok farklı. Abartılması gereken, konuşulması gereken, sorular sorulması gereken bir şey! Şey diyorum çünkü Kolombiya karteliyle Meksika Karteli arasındaki ilişkileri, seri katilleri, muhbirleri ve peşlerindeki emniyet güçlerini böyle kısa ve öz anlatan bir romana hiç denk gelmemiştim, üstelik bu bir aksiyon da değil, edebi bir anlatı; aksiyonu, dehşeti, acımasızlığı ve ölümü katillerin ağzından sıradanlaştıran, okuyanı bir katil gibi düşünmeye zorlayan akla zarar bir edebiyat. Pek denk gelinebilecek türden değil. Benim gibi mafya dizilerinden uzak duran, sevmeyen, eleştiren birini bile etkileyen, neredeyse psikolojik bir vaka. Kuşkusuz sevmemek ayrı, orada neler oluyor diye merak etmek ayrı.
Hikâyeyi sırayla, üç seri katil, bir pilot ve biri fahişe iki kadın anlatıyor. Bir de El Turco var, hepsinin lideri, ama okurla pek yüz yüze gelmiyor, hep arka planda, sürekli adı geçiyor, sürekli ondan bahsediyorlar ama o hep perdenin gerisinde.
Yukarıda hayata seri katillerin gözüyle bakmaktan bahsetmiştim ya, ayrıca Mariana adlı fahişenin gözünden de bakıyorsunuz, kadının mesleğiyle ilgili akla hayale gelmeyecek felsefi yaklaşımları sizi şaşırtacak, evliliği sorgulatacak, o denli. Neyse ki aşık oluyor da evliliği düşünmeye başlıyor, oradan kurtarıyor yoksa fahişeliğin ne menem bir şey olduğuna neredeyse inandıracaktı.
Sonuç olarak bu kitap, karanlık hayatların içine dalan, öldürmenin felsefesini anlatan bir ayna gibi. Şu cümle kast ettiğimi iyi anlatıyor. “Pek fazla iç içeydik ölümle. Pastacı çocuğun pastalarla ilişkisiydi benimkisi. Babam da sürekli birilerini öldürürdü. Bu yüzden onun öldürülmesi de bana garip gelmemişti.”
Üstelik altı çizilecek o kadar çok cümle var ki, edebiyatseverler için farklı bir deneyim olacak.