Travenian ile tanışmam yıllar önce Şibumi ile olmuştu. Okuduğum dönem beni etkisi altına alan yazarın kalemi ile daha önce tanışmış olduğum için “Katya‘nın Yazı” da beklentim yüksek bir şekilde okumaya başladığım kitaplardan oldu. Kitabın ilk yarısında tıp fakültesinden yeni mezun olmuş genç bir hekimin taşrada görev yaptığı esnada yaşadıkları, kurduğu hayaller ve hayata dair düşüncelerini okuyoruz. Birinci dünya savaşının ayak sesleri duyulmaya başlamış ve doktorumuz savaştan önceki son yazda bir gün Katya ile tanışmıştır. Katya’nın hayat dolu ve neşeli halleri gencimizi etkilemiş ve aralarında yavaş yavaş bir aşk filizlenmeye başlamıştır. Sıradan bir gençlik aşkı, bir hayranlık, bir tutku gibi başlayan bir aşk hikayesi; kitap ilerledikçe gizemli bir hal almaya başlar. Hikayenin ikinci yarısında ise yalanlarla örülmüş bir hikayeye tanık olmaya başlıyoruz ve kitabın finalinde ise son derece vurucu sarsıcı ve korkunç gerçekler çarpıyor yüzümüze. İkinci yarısından itibaren soluksuz okuduğum bu kitap okuyucunun merak unsurunu her zaman diri tutması ve aynı zamanda karakter geliştirmesi ile gerçekten şahane kurgulanmış bir metin. Nefes kesici bir olay örgüsünün yanında kişisel diyaloglar ve metnin içinde yer alan bazı bölümler beni derin düşüncelere sevk