Gönderi

Puan vermedi·208 syf.··
2022 17. kitabı
Bugünün kayınvalideleri dünün gelinleriydi. Bugünün gelinleri de yarının kayınvalideleri olacaklar. Ey yâr, Allah seni senin gibi gelinlerle lütuflandırsın.(Koca Duası ) ​İlk öğreteceğiniz kelime "Allah" olsun. İlk cümle ise "La ilahe illallah." Çocuğun tertemiz zihni kelime-i tevhid ile beslensin. Yıllar geçse bile tevhidin eseri görülecektir. Onu kötü sözden ve arkadaştan, ateşten korur gibi koruyun. Hayat boyu lazım olacak en önemli mutluluk azığı olan iffetini unutma. Onu da sandığına koy. Koy ki hem sana hem de senden olanlara lazım olacak. İffet ve hayâ erkeklere ve kadınlara en çok lazım olan erdemdir. Günlerden bir gündü. Günlerden o gün geldi ve sen de hayata gözlerini açarak dünya tarihine adını kazıdın. Senden önce dünyaya gelenler gibi ve senden sonra dünyaya gelecek olanlar gibi, sen de yaratılanların arasında yerini aldın. Annene, babana Allah'ın lütfuydun. İstedikleri, bekledikleri, dualarıydın. Sen eşinle geçireceğin zamanın ne kadar kıymetli olduğunu biliyor musun? Onunla muhabbet etmek, verimli zaman geçirmek ona yapabileceğin en büyük ikramdır. Dünyaları versen elde edemeyeceğin sevinci, birlikte geçirdiğin o tatlı vakitle elde edersin. Mutlu edersen mutlu olursun. Giderek sana benziyor değil mi? Aynı baban gibisin, diyerek ona bir kere daha sarılıyorum hep. Sana kızarak, bak işte senin çocuğun, demedim hiç sana. Sende olan her güzeli ona verdin hep. Sen de bana benzetirsin hep biliyorum, annen gibisin, dersin, annen gibi saf ve duru. Şımartır beni sözlerin, şımarmayı bile beceremeyen beceriksiz halimle şımarmayı denerim. Eşinin davetini geri çevirme. Onu şeytanın tuzağına düşürmüş olursun. Eşlerin birbirinin ihtiyacına cevap vermemesi onları yanlışa sürüklemektedir. Bir anlık gafletle eşini aldatmaya kadar gidebilir. Burada sebep olan da yapan kadar sorumludur. "Bir şerrin işlenmesine sebep olan, yapan gibidir." ​Eşinle el ele tutuşman, göz göze bakışman bile günahlarından arınmana sebeptir. Son yıllarda Rabbini unutanlar verdikleri sözleri de unutmaya başladı. Ahireti unuttukları için eşlerini aldatmaya başladı. İnternet buna kolay zemin hazırladı. Temiz erkekler kirlenmeye, namuslu kadınlar hayâ perdelerini yırtmaya başladı. Şeytana gün doğdu.Kendine yapılmasını istemediğin şeyi eşine yapma. Eşinde bulamadığını sanal âlemde arama şaşkınlığına düşme. Sonra yanarsın. Asrımızın nimeti ve aynı zamanda en büyük fitnesi internettir aldanma. Normal şartlarda işlemekten utandığın günahı orada işleme. Kendine ihanet etmiş olursun. Söyler misin, vücut hatlarını kıvrım kıvrım ortaya koyan modelleri, düşük belli, avret mahallini ortaya çıkaran kıyafetleri kim belirledi? Giymen için bunca reklamı niçin yaptı? Sonunda senden neler götürdü? Hem parana hem de edebine el koydu. Farkında mısın? Çok mu ileri gittiğimi düşünüyorsun. Öyleyse başını yastığa koyduğunda Rabbinle konuşmaya çalış. Hesap Günü’nü gözünün önüne getir. Bakalım kendine cevap verebilecek misin? Bir gün Efendimize$^{(sav)}$ sorarlar, "En çok kimi seviyorsun" diye, hiç tereddütsüz cevap verir, "Aişe'yi." Evliliklerinin ilk günlerinde Hz. Aişe sorar Efendimize, "Beni nasıl seviyorsun?" Aldığı cevap şöyledir: "Kördüğüm gibi". Sevgisini gizlemez, eşinin anlayabileceği en güzel deyimle cevap verir. Eşinizden sevginizi esirgemeyin. Ona uygun zamanlarda sevginizi söyleyin ama bunu sadece yatak odasında yapmayın. Yatak odasında söylenen sevgi yanlış algılanabilir. ​Erkek kardeşim, eşinin birincil sevgi dilini keşfet. Eğer onun birincil sevgi dili takdir edilmek ise sık sık eşini yaptıkları sebebiyle takdir et. Pişirdiği yemeğin güzelliğinden bahset. Teşekkür et. Tanıştığınız günler ne güzeldi. Sen onu, o da seni özlerdi. Bir araya geldiğinizde saatlerce sohbet eder yine doymazdınız. Hiç bitmesin isterdiniz. Zaman su gibi akıp geçiyor diye dertlenirdiniz. Bir olacağınız, birlikte olacağınız günleri iple çekerdiniz. Dünya cennetiniz için güzel hayaller kurardınız. O hayalleri gerçekleştirmek sizin elinizde. İşte o günler geldi. Şimdi bir oldunuz. Bu birliği bozacak olumsuzluklardan Allah’a sığının. Bazı konferanslarda eşine en son ne zaman sevdiğini söyledin diye sorduğumda herkes birbirine bakıp gülüşüyor. "Hatırlamıyorum" diyenler çoğunlukta. Biliyorum, çokları ihmalinden ve bunun bir ihtiyaç olduğunun farkında olmadığından yapıyor. Bazıları ise hiç anlamıyor, işi saptırıyor ve "Yediği önünde yemediği ardında. Daha ne ister. Aç değil, açıkta değil. Bundan iyisi can sağlığı" diyor. İnsanlar bu ihtiyacın hiç farkında değiller. Bazı erkekler ise bunu erkekliğe halel getirecek bir davranış olarak görür. Kılıbıklık olarak ifade eder. Buraya kadar özetlediğim bir hayatı yaşamaya ne dersiniz? Çok mu zor? Böyle bir hayatı yaşamak size mutluluk vermez mi? Böyle bir yuva cennetiniz olmaz mı? Sakın "Ben istiyorum ama eşim bana eşlik etmez" demeyin. Az önceki bölümde ifade ettiğim gibi, siz üzerinize düşeni yapın, gerisini Rabbinize havale edin. Siz yaptıklarınızın karşılığını -zerre miktarı bile olsa- tastamam alacaksınız. Bu sözlerim yine her ikinize... Yuvasını cennet kılmak isteyen kardeşlerime... ​Fakat günümüzde en büyük problem, içimize sokulan fitne, televizyon, internet vs. Bunlar hayatımızı o kadar işgal etti ki eşler birbirinin yüzünü göremez oldu. Sohbet edecek, derdini anlatacak zaman bulamaz oldu. Eşler televizyon seyrettiği kadar eşini ve çocuklarını seyredemez oldu. Sorarım sana eşinde ve çocuklarında bulamadığın neyi buldun o sanal âlemde? Sana yalvarırcasına bakan eşini ne zaman fark edeceksin? Allah'ın emanetine niçin değer vermezsin? Sen ona değer vermezsen Allah sana merhamet eder mi? Sen ona huzur vermezsen Allah seni mutlu eder mi? ​Eşinin gözüne, yüzüne baktığında, elinden tuttuğunda günahların dökülür, sadaka sevabı verilir. Son yıllarda kültür erozyonuna uğramaya başladık. İletişimin yaygınlaşması, televizyonda bize ait olmayan kültürlerin dayatılması ve bizim gafletimiz bu güzel değerlerimizi götürmeye başladı. Evlerimiz bizim kontrolümüzden çıkmaya başladı. Evin tefrişinden işleyişine kadar birçok şey "biz" olmaktan uzaklaşmaya başladı. ​"İyilik de eşit değildir, kötülük de. Sen (kötülüğü) en güzel (hareket)le sav. O zaman (görürsün ki) seninle kendisi arasında bir düşmanlık olan kimse, sanki yakın/candan bir dost (oluvermiş)tir." (Fussilet, 34) ​Eşler arasında muhabbet olunca misafiri ağırlamak eğlenceye dönüşür. Kadın erkek el ele verirler, hazırlıkları birlikte tamamlarlar. Birlikte iş yapmak sevgilerine sevgi katar. Eşin kızdığında, "Bana hiç gün yüzü göstermedin" diyorsa nankörlük ediyor. Kızgınlıktan nefsine ve şeytana uyduğundan yapıyor, sen ona uyma. Bu sözü söyleyen nankörlüğü sebebiyle cennetin kokusunu bile duyamayacak. Daha fazla üzerine gidip tahrik etme. Sabret, sakinleşmesini bekle. Sen ona aynısıyla karşılık verirsen sen de onun durumuna düşersin. Şeytanı sevindirirsin. Bilesin ki kızgınlık hali, şeytanın en sevdiği fırsat anıdır. Şeytana pirim verme. Sen Rabbinin rızasını gözet. Karşılık verirsen şeytanı, sabredersen Rabbini sevindireceksin. ​Sen hangisini sevindirmek istersin? ​"Siz kadınlar, hepiniz aynısınız" dediğinizde bunun içine Hz. Hatice'yi, Aiše'yi, Fatıma'yı ve Havva'yı katmış olmuyor musunuz? Aynı hakaretle onlar da muhatap oluyor mu, olmuyor mu? Dolayısıyla eşinde bir kötülük gördüğünde böyle genellemelerle onu suçlama. Suçluyu eleştirmek ve bunu genellemek yerine suçu hedef alırsan daha kolay sonuca kavuşursun. Kırıcı değil yapıcı olursun. ​"Söz ağzından çıkıncaya kadar senin esirindir; çıktığında ise sen onun esiri olursun." ​"Ya hayır söyle ya sus."H.Ş ​"Gerçek pehlivan, sinirlendiğinde sinirine hâkim olandır."H.Ş Eşini başkasıyla kıyaslama. Eşler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklardan biri de budur. Her insan bir âlemdir, Allah’ın bir ayetidir. Hiçbiri diğerine benzemez. Yaratılışları farklıdır. Suretleri özel olduğu gibi huyları da öyledir. Allah her kulunu özgün bir şekilde yaratmıştır. Doğru olan yol nedir? Doğru olan, önce eşinde görmek istediğin özellik ve güzelliğin kendinde olup olmadığına bakmaktır. Kendinde olmayan bir güzelliği başkasından istemek doğru değildir. Bu konuda Rabbimiz bizleri şöyle uyarır: ​“Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz?” (Saff, 2) ​Eğer arzu ettiğin şey sende varsa o zaman bu isteğini başkasıyla kıyaslayarak isteme. Güzel bir zaman ve mekânda usulünce istersen eşin bunu senin için seve seve yapacaktır. Hatır için çiğ tavuk yenirmiş. İnsanın sevdiği için yapamayacağı şey yoktur. Yeter ki kışkırtıcı ve tahrik edici olma. Çözüme odaklan. ​"Rabbi denemek için bir insana iyilik edip, nimet verdiği zaman insan 'Rabbim bana ikram etti' der. Ama onu sınamak için rızkını daralttığı zaman 'Rabbim bana ihanet etti' der." (Fecr, 15-16) ​"İnsana bir sıkıntı dokunduğu zaman, gerek yan yatarken gerek otururken gerek ayaktayken bize yalvarır. Fakat kendisinden sıkıntısını açıp kaldırıverince, sanki kendisine dokunan o sıkıntı için bize dua etmemiş gibi (şükür ve itaati bırakıp) gider (yine günahlara dalar). İşte ölçüsüz davranan (ve haddi aşan)lara yapmakta oldukları şeyler, böyle süslü (cazip) gösterilmiştir." (Yunus, 12) Evine zaman ayır. Dışarıdaki sıkıntılarını evine götürme. Evine vardığında eşine tebessümle selam ver. Gün boyu seninle buluşmayı bekleyen eşini hayal kırıklığına uğratma. ​Senin için bütün gün evinde çalışan eşine yaptıkları için iltifat etmeyi küçümseme. İnsanoğlu yaptıklarının fark edilmesini sever, iltifatla tatmin olur. Eşinden bunu esirgeme. Takdir et. İltifat et. Teşekkür et.​Her fırsatta eşine sevgini söyle. İnsanoğlu sevildiğini duymak ister. Sevginizi besleyecek davranışlarınla bunu besle. Bu dönemde iki taraf da iyi rol yapıyor. Gerçek yüzünü ortaya koymuyor. Amacına ulaşmak için her şeye eyvallah diyor. Koyun postuna bürünmüş nice kurtlar oluyor. Erkek gerçek yüzünü evlendiği günden itibaren göstermeye başlıyor. Kadın biraz daha sabrediyor. O da gerçek yüzünü çocuğu dünyaya geldiği gün gösteriyor. Onun için bazıları "Ben eşimi çok iyi tanıyorum" dese de, hiç tanımadığını evlendiğinde anlıyor ama iş işten geçmiş oluyor. ​Eşin sana Allah'ın emanetidir. Allah'ın emanetini emanet sahibine yaraşır şekilde gözet. Emanete ihanet etme. Onda hoşlanmadığın haller olursa hemen hoşlandıklarını gözünün önüne getir. Şeytana fırsat verme. O bütün sevdiklerini bırakarak seni tercih etti. Sende mutluluğu aradı, onu mahcup etme. "Şu kadar çocuk büyüttüm" diyenleri. Burada sormalıyız, "Acaba kaç tanesini yetiştirdin?" diye. ​Çocuğu yedirip içirmek onun fiziki ihtiyaçlarını karşılamak ve büyütmek için yeterlidir. Yetiştirmek için onun gönlünü ve aklını doyurmak ve güzel bir ortam hazırlamak gerekir. 0-7 yaş dönemi çocukların şahsiyetlerinin oluştuğu dönemdir. Etraflarını gözleyerek, gördüklerini emdikleri bir dönemdir. Gördükleri, duydukları şahsiyetlerini oluşturur. Daha sonraki dönemler bu temel üzerine kurulur. Temel zayıf olursa o bina çökecektir. Dolayısıyla bu dönemde ebeveynin çok dikkatli olması gerekir. ​Öncelikle evinde sevgi iklimi hâkim olsun. Eşinle muhabbetini canlı ve diri tut. Sizin sevgi ikliminiz çocuğunuzun sevgi ihtiyacını karşılayacaktır. Sevgi gıdasını, sevgi ikliminde doyasıya alacaktır. Bu iklimi muhafaza etmeye çalış. Onun yanında olumsuzlukları paylaşma. Aranızda olabilecek ufak tefek tartışmaları onun olmadığı bir ortamda halledin.​Evinize gelip gidenler çocuğunuzun gelişmesinde olumlu veya olumsuz etki bırakacaktır. Çocuğunuzu evinize girip çıkanlar yetiştirir. Kimlerle birlikte olmanız gerektiğini iyi düşünün. Ahlaki zaafları olanlardan uzak durmaya çalışın. Evinizde manevi bir iklim olsun. Ev işlerini yapmak için kumandayı çocuğun eline verip keyfince kanalları dolaşmasına önayak olmayın. Düşman dışarıda değil, parmaklarının ucunda. Hırsıza cüzdanını, kredi kartını teslim eder misin? Etmezsin biliyorum. Ben de teslim etmem. Fakat dikkat etmezseniz en kutsal emanetinizi ehil olmayanlara teslim etmiş olursunuz. Çağımız insanının fark edemediği çok ciddi bir tehlike. Çocukları televizyon ve şimdilerde internet yetiştiriyor. Kutsal emanetimiz haydutların eline düşüyor. Yıllar sonra fark ediyoruz ama iş işten geçmiş oluyor. Hayatını ve tüm sırlarını paylaştığın eşin, sen ve bu sevginin meyvesi olan yavrunuz... Şimdiden heyecan tüm bedenini sardı, sabırsızlıkla o günü bekliyorsun. Eşin bunu senden daha yoğun yaşıyor. Çünkü o, yavrunuza canından can, kanından kan veriyor. Yediğinden yediriyor, içtiğinden içiriyor. Hatta daha önce hiç yemediği ve sevmediği şeyleri onun için yiyor ve içiyor. Onun sağlıklı bir şekilde aranıza katılması için katlanıyor tüm bu sıkıntılara. ​"Ey iman edenler! (Ailede beraberce İslâm'a uygun yaşayın da böylece) kendinizi ve çoluk çocuğunuzu, yakıtı insanlar ve (yanıcı) taşlar olan ateşten koruyun..." (Tahrim, 6) ​Bize emanet edilenleri, emanet edenin şanına göre korumalıyız. Çünkü sen himayende bulunanlardan sorumlusun. Yanlış yaparlarsa usulünce düzelteceksin. İncitmeyeceksin. Kırmayacaksın. Sevgili Peygamberimizi kendine model alacaksın. O, eşlerinin her şeyiyle ilgilenirdi. Sabah namaza kalktığında onları da kaldırırdı. Günün belirli vakitlerinde onlarla sohbet ederdi. Dertlerini dinler, derman olurdu. Şakalaşır, tebessüm ettirirdi. Yanlış yaparlarsa doğrusunu gösterirdi. Yıllar geçse de eşlerine sevdiğini söyler, "İlk günkü gibi" derdi. Ve izini takip eden biz kardeşlerini de bu konuda uyarırdı: "Hepiniz çobansınız ve himayenizdekilerden sorumlusunuz." Henüz yeni başlamıştır hayata. O güne kadar ana kuzusudur. Anasının biriciğidir. Bir dediği ana şefkatiyle iki edilmemiştir. Her istediği olmuştur. Evlenince de aynı şeyleri bekler. Hiç itiraz edilmesin ister. İlk söz de son söz de kendisinin olsun ister. Hâlbuki iki farklı dünya ile yeni bir dünya kurulmuştur. İstekler ve beklentiler farklıdır. Birbirini tanımak için zamana ihtiyaç vardır. Bu geçiş süreci çok önemlidir. Bu dönemde büyüklere büyük görev düşer. Yardımcı olmaları gerekir yeni yuva kuran gençlere.Bizim arzu ettiklerimiz her zaman olmayabilir. Büyükler bazen kaş yapayım derken göz çıkarabilir. Evladının mutlu olmasını isterken duygusal davranabilir. Burada görev yuvanın yeni reisine kalmıştır. Yuvayı kurtaracak, selamete erdirecek kendisi olacaktır. İşte buna kendini hazırlamalısın. Başkalarından beklemeye kalkışırsan yolda kalabilirsin. Şimdi görev zamanıdır. Sen artık eşinin arkadaşı, yoldaşı, sırdaşısın. Eşine eş olarak muamele etmelisin. Annene anne olarak... ​Olur ki annen seni eşinden kıskanabilir. Ona düşman gibi bakabilir. Çünkü nice sıkıntılarla dünyaya getirdiği, yıllarca besleyip büyüttüğü biricik evladı bir anda elinden gitmiştir. Yolunu gözlediği oğlu eve gelmemiştir. Oğlunun sofrada oturduğu yer boş kalmıştır. "Anne" diyen sesi duyulmaz olmuştur. Bu yüzden sevinçle hüznü bir arada yaşamıştır. Kendi oğlunu kıskanacağı hiç de aklına gelmemiştir. Kimseye anlatamaz derdini. Anlatsa gülerler bu haline. Anlatamadığı için sıkıntısını başka türlü yansıtır çevresindekilere. Oğlu için severek, beğenerek aldığı gelininden nefret eder. Nefret ettiği için elinden gelse onu bir kaşık suda boğmak ister. Doğrudan bu duygularını ifade edemediğinden dolayı da kolay anlayamazsın. Allah insanı topraktan yarattı. Toprak gibi olsun diye... Toprak mütevazıdır. Nice hayrın kaynağıdır fakat bunu kendinden bilmez. Vereni bilir, emre amade olur. Üstünlük taslamaz. Ey insan, sen de toprak gibi ol. Sana ödünç olarak verilenleri kendinden bilip isyana düşme. Özünü tanı, onun gibi ol. Ol ki nice ölüler sende hayat bulsun. ​Toprak örtücüdür. Kendisine bırakılan bütün atıkları setreder. Bağrında gizler. Hiçbir yere sığdırılamayanlar, hiçbir yerin kabul etmedikleri onda kendilerine yer bulurlar. Ey insan, sen de toprak gibi ol. Bütün kusurlar sende kaybolsun. Özünü unutma. Böyle olursan en vazgeçilmez, aranan özlenen, ihtiyaç duyulan olacaksın. Âdem, insanlığın ilk ismidir. İnsanı temsil eder, Havva da onun diğer yarısıdır. Havva, Âdem'dendir; Âdem ise Havva'dadır. Âdem cennete konulmuştur. Cennette onu mutlu edecek, gönlüne sürur verip sükûnete erdirecek Havva’sını aramıştır. Aradığı için, onu var eden, ona kendi nefsinden eşini ihsan etmiştir. Ey insan, sen sükûnete eşinle ereceksin bunu bilesin. Cennetini eşinle bulacaksın. Cennette eşinle mutlu olacaksın. Hayatını eşinle cennete çevirmek senin elinde. Sen onun cennetisin, o da senin cennetin. Bunun farkında mısın? "O kadar ki dünyada başka eşi bulunmasın" der. "Zengin olsun, sıkıntıdan kurtulayım" der. "Soylu, asil bir ailenin evladı olsun" der. "Bütün bunlarla birlikte aynı zamanda huyu da güzel olsun" der. Özünü keşfedememiş her erkeğin beklentisidir bunlar. ​"Ben aradığım bu vasıflara layık mıyım?" diye düşünmez. Hâlbuki Rabbimiz "Temiz erkekler, temiz kadınlara" der. Evlenmek için binbir hayaller kuran sen, nefsini zamanın pisliklerinden koruyabildin mi? Aradığın vasıflara layık mısın? Neden kendin gibi birini düşünmezsin? Maalesef yaşadığımız toplumda evlenecek kızda aranan edep, hayâ ve namus hassasiyeti erkeklerde aranmaz oldu. Eşler hep karşısındakinden bekler sevgi, saygı ve anlayışı. İster ki önce eşi göstersin sevgisini. İster ki önce o söylesin sevdiğini. Bekler ve bulamayınca binbir vesveseyle kendine zindan eder hayatı. Bazen öyle olur ki çekilmez hale gelir hayat. Şeytan bu fırsatı iyi değerlendirir. Vesveseye vesvese katar. Biri bin eder. Eşinden şüphelenmeye başlarsın. "Acaba beni sevmiyor mu?" "Yoksa eşimin hayatında yeni biri mi var?" Bunlar böylece uzayıp gider. Evliliğe talip olan sen, çeyiz sandığına sağlam bir iman yerleştir. Onu salih amellerle süsle. Güzel ahlak ile bir güzel paketle. İleride takviye olsun diye yanında ilave bir sandık daha hazırla. İçinde iki cihan saadetini öğretecek kaynakların olsun. Onlardan kana kana iç. Güzel bir tefsir külliyatın, rahat okuyup anlayabileceğin bir mealin, her fırsatta faydalanabileceğin bir hadis koleksiyonun, rehberini tanıyacağın birkaç siyer-i nebin ve günlük hayatını gözden geçireceğin, sana yol gösterecek, yön verecek sahih bir ilmihalin mutlaka olsun. Zinaya götüren yollardan ayır yolunu. Semtine bile uğrama. Nefsine güvenme. Bir kere ile ne olacak deme. Kendini kirletme. Ömür boyu bunun ıstırabını yaşarsın. Nefsin seni ayarttığında hemen Hz. Yusuf’u$^{(as)}$ hatırla. Nefsiyle imtihan edildiğinde Rabbine sığınmıştı. Zina yerine zindanı tercih etmişti. Sen de kendine onu model al. İmanı olana, işlediği günahlar sıkıntı verir. Eğer günahından dolayı pişmanlık bile duyamıyorsan hemen tövbe et. Bu Rabbinden ne kadar uzaklaştığının alametidir, aman dikkat et. ​"Ben Allah'ın yeryüzündeki halifesiyim. Kendime O'nun gönderdiği Resullerini {(as)} ve en son gönderdiği yüce ahlak üzere olan Efendimizi {(sav)}örnek alarak yaşamak istiyorum. Hesaba çekileceğim kitabımı, hayat kitabı yapmak, yaşayan Kur'an olmak, eşimle birlikte asr-ı saadeti yaşamak ve kıyamete kadar devam edecek tevhid nesli yetiştirmek istiyorum" diyorsan şimdi sen de çeyiz sandığını hazırlamaya başla... Yazılmalıydı fakat yazılmış olmak için yazılmamalıydı. Yazılan, ne sadece bir erkeğin ne de sadece bir kadının bakış açısıyla yazılmalıydı. Yazılan, birilerinin gönlünü hoş etmek için de yazılmamalıydı. Haksızı haklı etmek için değil, hakta mutlu olmak için yazılmalıydı. Yazılan, yarı yolda mantığı duygusuz, duyguyu mantıksız bırakmamalıydı. Sen benim gemimsen ben de senin limanın olacağım. İkimiz de gemi olursak limanımız kim olacak? Limansız gemi fırtınada derinliklere gömülür, kaybolur gider. Değişmeyecek fıtratımızı değiştirmeye kalkışmayalım. Geliştirilebilecek yönlerimizi tespit edip birbirimize yardım edelim. Böyle olunca birbirimize yük olan değil, eşinin yükünü paylaşan oluruz. ​"Öfkeyle kalkan zararla oturur" demiş atalarımız. "Keskin sirke küpüne zarar" diye yine başka bir özlü sözümüz var. Bunları biliriz, konuşmalarımızda kullanırız. Fakat ihtiyaç anında bir türlü hatırlayamayız. Hepsi de hayatın içinden damıtılarak bize kadar gelmiş hayat tecrübeleridir. Gayrimüslimlerle aramızdaki en önemli farklardan biridir bu. Onlar on sekiz yaşına gelmiş kendi çocuğuna bile karşılıksız bir şey vermezken, biz hiç tanımadığımıza ikram ederiz. Bizi Müslümanlardan kılan Rabbimize binlerce hamdolsun. Eşinin ayıplarını başkalarına söylemen günah olarak sana yeter de artar bile. O senin sırdaşındır. Özellikle kızgınlık anında buna çok dikkat et. İntikam hırsıyla hareket etme. Daha sonra pişman olacağın işe girişme. Annen yetiştirdikten sonra seni bana verdi.Seni benimle paylaşmanın zorluğunu bilseydi, seni bana verir miydi? ​Daha dün senin yemeğini yapan o iken, her gün sofranı kuran ben oldum. ​Her sabah seni işe uğurlayan o iken, sabah gidişin akşam dönüşünde ben oldum. ​Ortalıkta bıraktığın çoraplarını toplayan o iken, her gününü toparlayan artık ben oldum. ​Ey sevgili, annen için ne zor değil mi? ​Biliyorum ve anlıyorum, kızacak bana zaman zaman. Kızmasa da öfkeyle bakıp, biraz da laf sokuşturacak. Evet haklısın, desem, bir de özür dilesem ne olur ki? ​Beni ben yapandan ne eksilir ki? ​Haklı olacaksam eğer susmaz sonuna kadar konuşurum. Mutlu olacaksam susar ve mutlu olurum. Annene bensiz gitmeni isterim bazen, bensiz onunla yılları bir güne sığdırmanı isterim. Git ona, o seni çağırmadan en beklenmedik anda git ona. ​Sofrasına otur. Anne de, anne, canım senin tarhananı çekti, de. Kaynar tarhananın kokusunda senin çocukluğunu bulsun. Hep isterdin oğlum, çocukken de hep tarhana pişirmemi isterdin, desin bir de en sevdiğin patates kızartmasından yapsın. ​Ayaklarından çoraplarını çıkar ve inadına dağıt ortalığı. O evden hiç gitmemişsin gibi arkanı toplasın bir kez daha. Şekerleme yap koltukların birinde, sana ve annene bal şeker olsun. ​Hiç büyümemişsin gibi annen üzerini bir kez daha örtsün. Akşam olunca, hadi oğlum git artık, karın evde seni bekler, der belki de... ​Olsun, demese de canı sağ olsun. ​Ey sevgili, biliyorum ve inan anlıyorum. ​Bugünün kayınvalideleri dünün gelinleriydi. ​Bugünün gelinleri de yarının kayınvalideleri olacaklar. ​Annenin olduğu ve benim de olacağım gibi. ​Sana geldim sevgili. Seni aramıza parçalamaya değil, paylaşmaya geldim. ​Ben sende sükûn bulmaya sükûnun olmaya geldim. ​Yarınların sonsuzluğunda cennetin olmaya geldim...
Aşkın Ev HaliAhmet Bulut · Timaş Yayınları · 2018866 okunma
·
315 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.