İncelememe isim ve içerik arasındaki o ironik ilişkiyle başlamak istiyorum. Kitabın adı, günümüzün içi boşaltılmış kişisel gelişim furyasına âdeta bir darbe niteliğinde. Eğer ismine aldanıp "Beş adımda doğru kişiyi bulun", "Şu yöntemlerle karşı cinsi etkiniz altına alın" ya da "Gerçek aşk böyle inşa edilir" minvalinde formüller bekliyorsanız yanılıyorsunuz. Aksine bu kitap, aşkta matematiğin asla tutmayacağını yüzümüze sertçe çarpan bir eser.
Roman, aynı olay örgüsünü yaşayan farklı insanların, yaşananları kendi perspektiflerinden anlatması üzerine kurulu. Başarısız (ki bu oldukça tartışmaya açık bir tanım) aşk öykülerine yer veren bu yapıt, okura gerçek aşkı bulmanın yolunu bir reçeteyle sunmuyor; aksine okuru, kurgudaki hangi karaktere kendini daha yakın hissettiğini sorgulatarak kendi cevabını bulmaya davet ediyor.
Okuma süreci boyunca Louis Aragon'un o meşhur "Mutlu aşk yoktur." dizesi yakamı hiç bırakmadı. Bunun yanı sıra, satır aralarında sık sık Orhan Pamuk'un Masumiyet Müzesi'ne selam gönderdim. Kendi kendime sormadan edemedim: Acaba Pamuk bu kitabı okumuş mudur?
Kitabın bende uyandırdığı bir diğer çağrışım ise Fransız sinemasının kült yapımlarından Jeux d'enfants (Cesaretin Var mı Aşka?) oldu. Nevit ve Selin'in, tıpkı filmdeki başrol çifti gibi, etraflarındaki herkesin hayatını mahvedip yine de bir türlü birbirlerinden kopamamaları aradaki benzerliği perçinliyor.
Tıpkı Masumiyet Müzesi'nin Kemal'i gibi Nevit de varlıklı ama duygusal açıdan olgunlaşamamış bir erkek portresi çiziyor. Selin ise tıpkı Füsun'un Kemal'le olan ilişkisinin başındaki gibi, önce Nevit'in rüzgârına kapılıyor, ardından kendi sınırlarını çizmeye çalışıyor.
Kitabı kapattığımda, aşkın aslında emek ve özveriyle ilmek ilmek işlenen bir süreç olduğuna dair kanaatim iyice pekişti. "İlk görüşte aşk" masallarına inananlar henüz gelmeden, ben bir sonraki kitabıma geçiyorum.
Okur kalın.