İlk Ayfer Tunç Kitabım
10/10
·440 syf.··
2026 1. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 00:00
- Spoiler olabilir - Borges’in hiçbir şeyi unutamadığı için düşünme yetisini kaybeden Funes’e benzeyeceğimden korkuyorum diyerek başlaması kitapta olanları özetliyor. Unutamadıklarını yazarak kendisiyle yüzleşip hayatının muhasebesini yapıyor, belki de travmalarını yazarak kendini rehabilite ediyor, okuyucuya bu mesajı veriyor olabilir. Ayrılığın hediyesi şarkısında “iyiniyetlerimi bir bir yargılayıp asıyorum” diyen Ahmet Kaya gibi, karakterlerin travmalarını yargılayıp bir bir asmış, bir nevi korkularıyla yüzleşme diyebilirim. Takıntılı bir aşk hikayesi gibi görünse de gerek sosyolojik tespitler gerekse ülkemiz panoraması, hazır konfeksiyon gibi değil, terzi dikişi bir elbise gibi resmedilmiş; yazarın bu titiz işçiliği, sosyolojik derinliği adeta bir nakış gibi metne işlemiş. Hukukta karar alma mekanizmasını sakatlayan irade fesadı halleri vardır. Korkutma – tehdit – aldatma – yanılma Yani bir kişiyi tehdit ederek bir karar aldırırsanız onun iradesini sakatlamış ve yanlış karar aldırmış olursunuz gibi. Bana göre bir insanın aşık hali de bu irade fesadı hallerinden biri olabilir. Yani aşık insanın iradesi kendi elinde olmadığı için aldığı kararları irade fesadı haliyle almış gibi değerlendirebiliriz. Şehnaz’ın durumunu bu şekilde yorumluyorum. Akademi dünyası özelinde ülkemiz panoraması iyi çekilmiş. “Doçent olana kadar büyük hocaların krallıklarında paryaydılar ve bu paryalar krallarına yaranabilmek adına yaptıkları övgüler zinciri dünyayı üç defa turlayabilirdi.” Kemal Tahir’in bir orospu tanımı var: “Orospunun dişisi, erkeği olmaz. Orospuluk huydur. Söz verip tutmamak, borcunu inkâr etmek, birini casuslamak, arkadan adam vurmak, kendinden zayıfı ezmek; hattâ korkmak bile yerine göre orospuluktur.” Kısacası yazar diyor ki ülkemizde bir kısım insanlar gücünü makamından alan orospu çocuklarından oluştuğu için bu orospu çocuklarıyla baş edemeyeceklerini anlayan tayfa da onları yalamak suretiyle bu orospu evlatlarına övgü zincirleri oluşturuyorlar. Kralların gölgesinde kalan soytarılar da kendilerinin geçilmesini istemedikleri için kendilerini geçme potansiyelini içinde barından kimselerin ayaklarını kaydırmakla meşguller. İşte insan bu riyakar tiplere karşı “kusura bakmayın ama bende size s.ktirecek hayat yok” diyebilme performansını sergileyebilmeli. Eyşan, kuruculardan birinin torunu, annesi maslahatgüzar babası diplomat, eve gelen dadı ve öğrenilen iki dil, pariste okunan üniversite. Şehnaz, dedesinin tam olarak ne olduğu belli değil, erken yaşta vefat eden bir baba ve kendi halinde bir öğretmen annenin kızı. Burada Şehnaz kendini Eyşan ile kıyaslıyor ve kendine rakip görüyor. E’nin hem Eyşan’la olan geçmişini hem de kendi kariyer basamaklarındaki kilit rolünü bilen Şehnaz, bu güç odağını bir kaldıraç olarak kullanmak istemiş olabilir. Çünkü anneannesinin telkinleri bu yönde, güçlü kuvvetli zengin ve itibar sahibi biriyle evlenmelisin, düğünün Hilton da olmalı, genel hatlarıyla Şehnaz’ın kültür kodlarında bunlar mevcut. Bu sınıfsal ve akademik hiyerarşide E, Şehnaz için sadece bir sevgili değil, sistemdeki o tıkanıklığı açacak anahtar hükmünde gibi. Sonuçta bir de karşılıklı rızai ilişki söz konusu. Şunun da farkında tabi; Eyşan – E – Şehnaz denkleminde kendisinin iktidar olamayacağını biliyor ve Eyşan’ın yaşama sevincini elinden alırım en azından diyor. Bu noktada E, Şehnaz için aslında biçilmiş kaftan. Şehnaz başta stratejik bir hamle yapsa da (iradesiyle), aşk işin içine girince bu hamle bir savrulmaya dönüşüyor. Esme – Şehbal – Ayhan – Şehnaz Belki de en az travmaya sahip kişi Şehnaz. Şehbal’in üçüncü tecavüzden sonra kadınların hayatta kalmak için katlanacağı bir hal olarak nitelemesi, ülkemizdeki erkek iğrençliğini tek cümleyle özetler nitelikte. Esme ve Şehbal’in yaşadıkları dikkate alındığında; içlerinden Ayhan gibi bir öğretmen çıkmış olması büyük bir beceri, kazanım. Hayatındaki disiplin ve duruşu olan bir karakter Ayhan, ait olduğu sosyal kültürel değerlerin üzerine çıkmayı başarmış bir Cumhuriyet Kadını, takdir edilesi. Kadınların hayatında onlara kol kanat gerecek rol model bir erkek olmamasının verdiği sıkıntıları yaşıyorlar esasında. Erkek egemen bir toplumuz ve haliyle kadının yanında yürüyen bir erkek olmadığı zaman başı belada oluyor maalesef, bunu da izah edeyim de feminen tayfa kafa açmasın, burası Türkiye, sizin o uygulamada geçerliliği olmayan feminizm mantığınıza da sokayım. Ayhan’ın yaşadığı durumu yol kazası olarak tanımlıyorum. (Harun Pezevengini kastediyorum) Karakterler ve hayatları istisna sayılacak cinsten bu yüzden ayrıcalığı hak ediyorlar bana göre, herkes gibi değerlendirilemez. Çünkü neden? Toplumun ahlak konuşması 10 üzerinden 7-8 civarında olsa da ahlak uygulaması 2-3 arasında seyreder. Bizim toplum zaten ahlaksızın önde gideni olduğu için bu konuda kimse bir şey diyemez, karakterlerin ayakkabılarını giymeden kimse ahkam kesmemeli. Yine kitapta seçkincilik virüsü ele alınmış Aslında bakarsan ülkemizdeki kavga; sıfırdan zirveye çıkanlar yani ait olduğu sosyal kültürel değerlerin üzerine çıkabilenler ile ağzında gümüş kaşıkla doğanların kavgası, (eyşan bu tanıma uyuyor) gibi görünüyor. Ağzında gümüş kaşıkla doğan dangalaklar sürüsü, ait olduğu sosyal kültürel değerlerin üzerine çıkabilenler tarafından geçilmeyi hazmedemiyorlar. Sizin ben ceddinize ya da maddiyata dayalı olan üstünlüğünüzü diğer insanlara karşı üstünlük kurma itemi sanan zihniyetinizi s.kiyim kahpe evlatları sizi. Bunu birçok örnekte görebiliyoruz kitapta; anneannesinin Nevin Halasıyla kendini kıyaslaması, anneanne de soylu bir sınıftan gelmiyor esasında ama kendini öyle sanıp pazarlıyor ve Nevin Halasını küçük görmeye kalkıyor. Yine kapıcının kızı Hale’nin Boğaziçi İşletmeyi kazanmasını pembe götlü moda ahalisinin çekememesi Aynı şekilde Eyşan’ın geldiği sınıf ve Şehnaz’ın kendini kıyası Pembe götlü moda ahalisi Norm Ender’in dediği gibi; sınıf ayrımı yapanı da bize gönder kıçına dübel çaksın Erman Önder Sizin o sınıf ayrımı yapmaya çalışan beyin nöronlarınıza sokayım da düşünemez hale gelin gen havuzunu s.ktiğimin masum yüzlü yılanları. Örneğin yazarın resmettiği ve bana göre aslında arzuladığı Türkiye ortamı: “Eşofmanını o yıllarda yeni açılan lüks mağazaların birinden almış bir kadınla, Kadıköy’ün meşhur Salı Pazarı’ndan çekişe çekişe pazarlık ederek almış bir kadın birlikte kahvaltı hazırlıyor, biri samimi olduğu hemşirelerin odasında demlediği çayı, diğeri dışardan yakınlarına aldırdığı böreği, temizliğe gittiği evlerde giydiği uzun etekle dolaşan, bir diğeri evden getirdiği peynir zeytini ortaya koyuyor, hep birlikte kahvaltı yapıyorlardı.” Türkiye bu işte, sınıf ayrımı yok, hepimiz insanız ve insan olduğumuz için değerliyiz, kimse kimseden üstün ve ayrıcalıklı değil. Bir de hoşuma giden tanımlamalardan bahsedeyim tamamdır: Zamanın rüzgarından etkilenmek, her devrin adamı olan, kimsenin yaralı parmağına işemeyenler ekolünden gelen tiplere diyor. Zihnimin musluğu açılmıştı, pembe götlü moda ahalisi (Twitter’da Ilık Götlü Muhalifler deniliyor) Fesat kumkumaları, minnet zinciri, sosyal yoksunluk çekmek, parası ödenen organizasyon. Bir ülkenin fotoğrafı kelimelerle ancak bu kadar güzel çekilebilirdi diyorum başka da bir şey demiyorum. İşler Güçler'de Ahmet - Murat - Sadi'nin futbol yorumu yaptığı gibi yorumlamış olabilirim ama iyi rahatladım, oh be. Yazarın emeğine yüreğine sağlık bence elinden gelenin en iyisini yapmış.
Duygu ve Düşünce
Annemin Uyurgezer GeceleriAyfer Tunç · Can Yayınları · 20267,1bin okunma
·
85 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.