Puan vermedi·192 syf.··Beğendi
···Okunma: 20 Nisan 2026 07:18 Bazı kitaplar sadece okunmak için değil, dinlemek ve hissetmek içindir. Sinan Yağmur’un Aşkın Son Ozanı eseri benim için tam olarak böyle bir yolculuktu. Sayfaları çevirirken kulağımda hep o bildik bağlama tınısı, genzimde ise Anadolu’nun o kavurucu ama dürüst tozu vardı. Bu kitap, sadece bir biyografi değil; bir garibin dünyadan geçerken bıraktığı ayak izlerinin kağıda dökülmüş hali.
Kitabı okurken altını çizdiğim, üzerine uzun uzun düşündüğüm ve kalbimi sızlatan bazı bölümleri kendi hislerimle harmanlamak isterim:
Kadınlar insandır, biz insanoğlu...
Bu cümle kitapta Neşet Ertaş’ın kadına, anneye ve varoluşa bakışının özeti olarak sunuluyor. Ne kadar zarif, değil mi? Ertaş’ın penceresinden baktığımızda, erkeğin ancak bir kadının (annenin) vesilesiyle insanlık mertebesine adım atabileceğini görüyoruz. Bu satırları okurken modern dünyanın o kaba nezaketsizliğinden utanıyor insan. Bir ozan, dünyayı kadın üzerinden böyle kutsarken biz nerede hata yaptık diye sormadan edemiyorum.
Kalpten kalbe bir yol vardır, görülmez.
Sinan Yağmur, bu meşhur dizeyi anlatırken aslında gönül gözünün önemini vurguluyor. Kitap boyunca Neşet Ertaş’ın şöhretin parıltısından kaçıp nasıl hep o görünmez yolları aradığını görüyoruz. Hüzün tam da burada başlıyor: Bugün herkesin birbirini görmeye çalıştığı, ama kimsenin kimseyi hissetmediği bir çağda, bu gizli yolun yolcusu olmak ne kadar da kıymetli ve yalnız bir eylem.
Kendi kendisinden utanmayan, yeryüzünde kimseden utanmaz.
Bu alıntı, kitabın en sarsıcı yerlerinden biriydi. Ertaş’ın o mahcup, o mütevazı duruşunun ardındaki devasa ahlakı gösteriyor. Sinan Yağmur, ozanın Almanya yıllarındaki gurbet acısını, yalnızlığını ve o dik duruşunu öyle bir anlatmış ki; kendimizi sorgularken buluyoruz. Kendi iç mahkememizde kaç kez beraat ettik, kaç kez suçluyuz?
Kitap boyunca baskın olan duygu gariplik. Neşet Ertaş’ın kendini hep bir garip olarak tanımlaması, aslında dünya ile kurduğu o mesafeli bağın sonucu. Sinan Yağmur bu mesafeyi çok içten bir dille işlemiş. Kitabı bitirdiğimde göğsümde oturan o ağırlığın sebebi, artık böyle dertli, böyle özü sözü bir insanların azalmış olmasıydı.
Bağlamanın tellerine vurduğu her darbede kendi yaralarını saran bir adamın, bizim yaralarımıza da nasıl merhem olduğunu okumak hem huzur verici hem de çok kederli.
Aşkın Son Ozanı, bir insanın ruhunu bir başkasına nasıl emanet edebileceğinin hikayesi. Eğer kalbiniz biraz yorgunsa, dünyanın gürültüsünden kaçıp bir ozanın bilgeliğine sığınmak istiyorsanız bu kitap size iyi gelecektir. Ama dikkat edin; her sayfa sonunda uzaklara dalıp bir Ah yalan dünya... çekmek işten bile değil.
Yüreğinde bir parça bozkır taşıyan herkesin, bu hüzünlü ama onurlu hikayede kendinden bir şeyler bulacağına inanıyorum.
Okuduğunuz her satırın ruhunuzda bir iz bırakması dileğiyle.