·224 syf.····Okunma: 22 Nisan 2026 00:00 Bu kitabın dili benim için en baştan tökezledi. Sade olduğu söylenebilir ama bu sadeliğin içine sıkıştırılmış ağdalı ve yer yer şiirsel bir anlatım, metni taşıyacağına boğmuş. Anlatımın akması gerekirken, şiirsellik zorlantısının sürekli hissedilmesi beni metnin dışına itti. Üstelik bu dil, zaten zayıf olan içeriği örtmek yerine daha görünür hâle getirdi. Gereksiz uzatmalar ve tekrarlar, anlatının derinleştiği hissini değil, yerinde saydığı hissini verdi. Okurken ilerleyemedim; aynı duygunun etrafında dönüp durdum.
Karakterler düzleminde ise en büyük kırılmayı “nine” figüründe yaşadım. Kendi estetik ve düşünsel algısını mutlak doğru kabul eden, buna uymayanları ötekileştiren (bariz evlat ve torun ayrımı yapan) kendi hayatındaki açık çelişkileri görmezden gelen bu karakter bana sahici değil, antipatik geldi. Aldatılmayı normalleştiren birinin aynı zamanda tek doğru benim iddiası taşıması, psikolojik olarak temellendirilmiyor; aksine üstü örtülüyor. Daha da sorunlu olan, ailenin diğer bireylerinin bu figürü sorgulamak yerine yüceltmesi. Bu körlük, karakter derinliği yaratmak yerine anlatının etik zeminini zayıflatıyor. İnsan ilişkilerindeki çatlaklar sezdiriliyor ama bu çatlakların sorumluluğuyla yüzleşilmiyor.
Metin boyunca kurulan bazı vaatler de karşılıksız kalıyor. Evin kızının neden gittiğinin belirsiz bırakılması, merak unsuru değil, eksiklik hissi yaratıyor. Arka kapakta ima edilen yüzleşme beklentisi ise hiç gerçekleşmiyor; karakterler içlerinden konuşuyor ama birbirlerine değmiyor. Oysa asıl gerilim tam da o çıplak karşılaşmada doğabilirdi. Evet, karakterlerin farklılıkları ve aralarındaki dinamikler yer yer iyi yakalanmış; fakat bu, bütünün içini doldurmaya yetmiyor. Benim için geriye kalan şey, potansiyeli olan ama kendini gerçekleştiremeyen, dağınık, tatminsiz neredeyse gereksiz bir okuma deneyimi oldu.
Okur kalın...