Geçen haftalarda ilk kitabını okuduğum #rebelblueranch serisinin ikinci kitabıyla geldim. Aynı ilk kitap gibi çok çabuk okuttu kendini. Sizi yormayan bir çevirisi ve hikayesi var. İki kitabı sevsem de ben en çok asabi abi Gus'ın çılgın Teddy'le olacak olan hikayesini daha çok merak ediyorum.
İlk kitaptan da bildiğimiz üzere; ortanca çocuk olan Wes, babasının ona vereceği çiftlikteki hayal projesini gerçekleştirmek için çok hevesli. Ve bu işi en iyi şekilde yapmak, kendini kanıtlamak istiyor. Emmy'nin arkadaşı Teddy, Wes'e projesi için okuldan tanıdığı bir iç mimar arkadaşını tavsiye edince, onunla yazışmalara başlıyolar. Yeni boşanmış olan Ada, kendine çok fazla güveni olan bir kadın değil, arkadaş çevresi de yok, açıkçası kendini geri çekip 'şimdi beni seviyorlar ama tanıdıkça benden sıkılacaklar' düşüncesi içinde sürekli.
İş için geldiği kasabada, bir şeyler yiyebilmek için google tarifiyle gittiği barda (ki bu barda ilk kitaptaki Luke'un barı ) Wes'le karşılaşıyorlar. Tabi Wes'in haftalardır yazıştığı, konuştuğu işin patronu olduğundan habersiz olan Ada, bir cesaret barın arka tarafına geçip Wes'i öpüyor, hem de ne öpme. Ateşli öpücük ilerlerken Luke'a yakalanınca da hemen kaçan Ada, kendine şaşırıp kızıyor. Kasabaya geliş amacını unutmadan hayalini gerçekleştirmek, tüm dikkatini işe vermek isteyen Ada, ertesi gün işvereni ile görüşmeye gittiğinde karşısında bir gece öncesinde öptüğü adamı görünce ne olur?
Serideki arkadaşlığı da kardeşliği de çok sevdim ilk baştan beri. Çok güzel bir aileye sahipler bunu da güzel hissettiriyolar. İkilinin aralarında oluşmaya başlayan bağı ve aşık olma süreçlerini okumak çok güzeldi. Wes, çok anlayışlı biri öyle olduğu içinde Ada'nın olmaz dediği şeyleri bile yapabileceğine inandırıp ilişkilerinde çok güzel yol almalarını sağlıyor.
Türü seviyorsanız bence okumalısınız.