İnsanoğlu, neyin nasıl olduğunu bilmez bir deryada bir gemiyle yolunu almış ilerlemektedir. Kimi zaman dalgalar hafif olurken bazı dalgalar ise gemiyi alabora etmektedir. Yüzmeyi bilen belki kurtulabilir, peki ya bilmeyenler... Onlar ya denizin dibine ya ölü balık gibi yüzeyde kalır.
Hayat da öyle değil mi? Tabi coğrafya insanın kaderi oluyor. Şu an etrafımda yüzlerce kişi var. Belki birkaç kişinin 1. , 2. , 3. derecede hastaları vardır. Her birinin öyküsü birbirinden farklı olabilir. Ama yüreklerdeki acı, gözlerindeki gözyaşı, yıkık omuzların yükü yakındır ve alabora olmuş durumdalar. Zaten yeryüzü kimsesizler coğrafyası değil midir? Yetim olan da öksüz olan da ve daha bilmediğimiz hangi durumlarda olanların nicesi kimsesiz coğrafyasında çilehande yaşar gibi yaşıyor. Kime dokunsan kan ağlıyor.
Birkaç yıl öncesine kadar asrın felaketiyle yüzleştik. Binlerin nefesi kesildi. Milyonların canı yandı. Geride kalanlar ise bitap bir şekilde sağa sola savruldular. Anlatıcı Ferit'in, Ali çocuklarının ve diğerleri daha kimlerin kimlerin acısıyla yandı. Gelin görün herkesin öyküsü aynı olmaz. Kulak verin Ali'nin anlatıcıya anlattığı çilesine; hayaline; yaşayışına...
Kimse kimsenin derdinden anlamaz. Anlamak için yaşamak mı gerekir? (Allah yaşattırmasın). Günlerdir hastane köşelerinde kendi acımı, acılarımı unuttup başkalarınınkine yüreğim yangın oldu.
Kimsesizler Coğrafyası kitabı, bize insanlığı anlatırken aynı zamanda asrın felaketinde yaşanılanları tekrar tekrar hissettirdi. Tüylerimizi diken diken ettirdi. İçimizi ürpertti. Kalemi güzel olan yazarımız, kuvvetli betimlemeleriyle okuyucusunu içine çekiyor. Derinden duygulandıran bu eseri okumanızı tavsiye ediyorum.