·272 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Nisan 2026 09:23 17 Haziran, ilk bakışta sakin görünen ama satır aralarında insanın içine usul usul işleyen bir huzursuzluk taşıyor. Hikâye tek bir günün etrafında şekilleniyor: 17 Haziran. Ancak bu tarih, aslında bir dönüm noktası; geçmişle bugün arasında sıkışıp kalan bir hayatın kırılma anı.
Okudukça şunu hissediyorsun:
Bazen hiçbir şey değişmemiş gibi görünür… ama insanın içinde çok şey çoktan dağılmıştır.
Karakterin geçmişiyle, pişmanlıklarıyla ve o derin “geç kalmışlık” hissiyle yüzleşmesi, bir noktadan sonra hikâyeyi sadece ona ait olmaktan çıkarıp senin hikâyene dönüştürüyor. Çünkü hepimizin içinde, dönüp bakmaya cesaret edemediği bir “o gün” var.
Ve hikâyenin en çarpıcı yanı:
Her gün, farklı saatlerde aynı günü arıyor…
Telefonun diğer ucunda ise geçmişteki kendisi, yani o günün içindeki çocuk hâli var.
Başta neden o güne takılı kaldığını anlamıyorsun. Hikâye, kırılmış bir bugün ile henüz hiçbir şeyin kırılmadığı bir çocukluk arasında gidip gelirken seni tek bir sorunun içine çekiyor:
İnsan gerçekten geçmişine ulaşabilse… neyi değiştirmek isterdi?
Bu yüzden bu kitap sadece okunmuyor, adım adım çözülüyor. Ve son sayfaya kadar zihninde tek bir merak kalıyor:
“O gün ne oldu?”
Çok severek okudum, elimden bırakmak istemedim…
Baştan sona merak duygusunu hiç kaybetmeden ilerlediğim, uzun süre etkisinden çıkamayacağım nadir kitaplardan biriydi. ️