Puan vermedi·376 syf.····Okunma: 24 Nisan 2026 09:22 Savaş ve Açlar’ı okurken bende en çok kalan şey, kitabın “okunmuş” gibi değil de “yaşanmış” gibi hissettirmesiydi. Hasan İzzettin Dinamo sanki bir hikâye anlatmıyor da, yaşadığı bir dönemi olduğu gibi önüme koyuyordu.
Bazı bölümlerde gerçekten durup ara verme ihtiyacı hissettim. Çünkü anlatılan açlık, öyle uzak bir kavram gibi gelmiyor; insanın içine işleyen, fizikselden çok ruhsal bir ağırlık bırakıyor. Okurken en çok zorlayan şey de buydu: karakterlerin çaresizliği değil sadece, o çaresizliğin çok tanıdık bir duyguya dönüşmesi.
Kitap boyunca sık sık şu düşünceye kapıldım: İnsan ne kadar dayanabilir? Açlık, yoksulluk, yalnızlık… Hepsi üst üste geldiğinde insanın içinden ne kalır? Dinamo bu sorunun cevabını dramatize etmeden, olduğu gibi gösteriyor ve belki de bu yüzden daha etkili oluyor.
Benim için bu kitap akıp giden bir roman olmadı; daha çok sindire sindire, hatta bazen geri dönüp tekrar okuyarak ilerlediğim bir deneyimdi. Bitirdiğimde “çok güzel bir kitaptı” demekten çok, “çok ağır bir şey okudum” hissi kaldı içimde.
Kısacası Savaş ve Açlar, beni etkileyen ama aynı zamanda zorlayan bir kitap oldu. Okurken rahatsız eden ama bittikten sonra da uzun süre zihinden çıkmayan türden.