Görünürde her şeye sahip olan Veronica hissizlik içerisinde kıvranırken, istediği gibi sonuçlanmayan intihar girişiminden sonra kalbinin zarar gördüğünü ve bir kaç günlük ömrü kaldığını öğreniyor. Ve uyanış, anlam arayışı burada başlıyor. 1990'ların sonundayız, Slovenya Villete akıl hastanesine kapanıyoruz.
Kitap boyunca sadece Veronika'nın değil, toplumun 'deli' damgası vurduğu diğer karakterlerin de aslında dışarıdaki sahte dünyadan daha 'özgür' olduğunu görüyoruz. Yazar, deliliğin aslında bastırılmış duygularımızı utanç duygusundan uzak şekilde yaşayabilmek adına bir maske olduğunu savunuyor. "Deliysem istediğimi yapabilirim."
Aslında "yarın öleceğini bilsen neler düşünür, neler yapardın?", "korkularımız, utançlarımız, başkalarını memnun etme eğilimimiz ile kaçırdığımız hayatımız", "anlam bulmak, anlam yaratmak" üzerine varoluşsal ve felsefe yapan bir eser. Bu temalarla ilgili okumalara yeni başlayanlar için iyi bir ilk kitap olacaktır.
Dur-düşün kitabı. Aksiyon bekliyorsanız size hitap etmeyecektir ama dili oldukça sade, çok kolay ve hızlı okunuyor. Edebi anlamda iddiası yok ama duygusal olarak dolu. Çevre betimlemesi yok ama içsel betimleme yoğun.
KİŞİSEL İZLER:
Sevdiğim Özellikler: Konunun kendisi. Varoluş, ölüm, yaşam, anlam, kıymet, pişmanlık vb konuları severim. İçsel Diyaloglar. Karakterin değişimini zihninden geçenlerin değişimini takip ederek izlemeyi severim.
Sevmediğim Özellikler: Vaaz hissi. Yazarın çoğu eserinde var biliyorum. Konu belli bir noktadan sonra deneyim, değişim gibi değil de daha yüksek bir yerden vaaz gibi didaktik bir yerden geldi ruhuma. Karakterlerle özdeşim. Bunu nasıl ifade etsem bilemiyorum ama belli bir noktadan sonra anlamını bulma evresini yaşayan tüm karakterlerin sesi yazarın sesi gibi