İnsan doğuştan kötü olabilir mi?
Kevin Hakkında Konuşmalıyız tam da bu sorunun peşine düşen sarsıcı bir hikâye.
Eva, eşine yazdığı tek taraflı mektuplarda Kevin’ı anlamaya çalışıyor: Onu bu korkunç suça sürükleyen şey neydi? Annesi tarafından yeterince sevilmemesi mi, yoksa Kevin dünyaya gözlerini açtığı andan itibaren karanlık bir doğaya mı sahipti?
Kitabı okurken bazen tüm karakterlere öfke duydum, bazen de hepsi için derin bir üzüntü hissettim. Başta yazarın diline alışmak zor olsa da, zamanla hikâyenin içine çekiliyorsun.
Eva aslında hiç çocuk sahibi olmak istemiyor. Ama eşinin hayalini gerçekleştirmek için bu kararı kabul ediyor. Kevin doğduğu andan itibaren onda “ters” bir şeyler olduğunu hissediyor. Toplumsal normlar gereği onu sevdiğini söylüyor, sarılıyor, “iyi anne” olmaya çalışıyor… Ama içinden gelmeden.
Kariyerini bırakıyor, hayatını değiştiriyor. Hatta sorunun kendisinde olup olmadığını anlamak için ikinci bir çocuk dünyaya getiriyor — ve onu seviyor. Bu da Eva’yı şu gerçekle yüzleştiriyor: Belki de sorun kendisi değil.
Kevin ise çocukluğundan itibaren huzursuz edici davranışlar sergiliyor. 3 yaşına kadar konuşmuyor, 6 yaşına kadar bezleniyor. Zorbalıkları görmezden geliniyor. Babası Franklin, her şeyi inkâr ediyor ve sürekli Eva’yı suçluyor. Kevin’ın kusurları örtbas ediliyor.
Eva ise giderek yalnızlaşıyor. Suçlanıyor. Anlaşılmıyor.
Ve sonra…
Kevin, 16 yaşına iki gün kala okulunda 9 kişiyi öldürüyor.
Bu noktadan sonra yalnızca Kevin değil, Eva da yargılanıyor — ihmal suçlamasıyla.
Kitap boyunca Eva’nın iç döküşünü okuyoruz. Ama insan ister istemez şunu düşünüyor:
Tüm bu yaşananları bir de Franklin’in gözünden dinleseydik ne değişirdi?
Bu kitap bir katilin hikâyesinden çok daha fazlası.
Annelik, toplumsal roller, sevgi, suç ve doğa–yetiştirme ikilemi üzerine rahatsız edici sorular soruyor.
Kitabın filmi de var ve ben ne yazık ki kitaptan önce filmi izlemiştim. Filmden kesitleri de ekledim, mutlaka izleyin.