Hazret-i Ömer (radıyallanu anh) gün kadar aydın yüzünü Üveys'e tuttu:
- Ey can miski Üveys, bana duâ et!.
Hazret-i Üveys'in dudakları usul usul kıpırdadı:
- İmanda meyl olmaz!. Herkese ve her mü'mine duâcıyız!..
Hazret-i Ömer, o din ulusu ve Müslümanların Halifesi, Üveys'e ikramda bulunmak istiyordu. Fakat Üveys kabul etmedi:
- Ey Habib-i Hüdâ'nın Halifesi, çobanlıktan aldığım bana yetiyor!
- Yâ Üveys!. Kulağımızda kalacak, içimizi titretecek bir şeyler söyle!..
- Ey Yaradılışı güzel kişi!. Allahü Teâlâ' yı bilir misin?
- Evet, bilirim! O birdir, eşi ve benzeri yoktur. Mülk O'nun,
hamd O'na!..
Öyle ise _Allah tan gayri ne varsa bilme!.
Yakin için bu kâfi...
- Ey aşk arslanı Üveys!.. Öğüdünü artır!..
- Ey Ömer!.. Yüce ve Kerîm olan Allah seni bilir mi?
- Âmennâ!. O her șeyi bilendir!..
- O hâlde Allah'tan gayrısı seni bilmesin.
Hazret-i Ömer (radıyallahu anh) 'in yüreğine sanki mızraklar saplanmıştı. Mübârek gözleri yaş akıtıyordu. Bu manzara gözleri yaşartmaz mıydı? Yeryüzünde Cenâb-ı Hakk'ın nice dostları vardı ki, kimse onların en büyük bir sultan olduklarını bilmezdi.
İşte Üveys'i de bugüne kadar bilen yoktu. Ona bir deli, bir dîvâne gözüyle bakıyorlardı...