Kitabı okurken kendimi bir romanın dünyasında değil de bir kadının mahrem günlüğünün sayfaları arasında dolaşıyor gibi hissettim.
Kitabı okurken en çok hissettiğim şey, o bitmek bilmeyen hüzün bulutuydu. Karakterin en mutlu göründüğü anlarda bile bir şekilde gerçekten mutlu olamayacağını, o içsel sızının hep orada bir yerde beklediğini hissetmek beni çok etkiledi.
Okuma süreci benim için tamamen bir empati yolculuğuna dönüştü: Karakterin sevdiği herkesi onunla birlikte sevdim, nefret ettiklerine onunla birlikte diş biledim. Bir noktadan sonra bu bağlılık bende büyük bir geçmişle hesaplaşma arzusu doğurdu; onu bu duruma sürükleyenlere karşı bir ses, bir itiraz bekledim. Ama hayat her zaman istediğimiz gibi ilerlemiyor; her kitap mutlu sonla bitmek zorunda değil, çünkü mutlu sonlar çoğunlukla masallara mahsus.
Kitapta tek bir cümlenin altını çizme gereği duymadım. Çünkü bu eser tek bir "an"dan ya da vurucu bir cümleden fazlası; bir bütün olarak değerlendirilmeyi hak eden koca bir yaşanmışlık.
Dilinin akıcılığı ve kitabın fazla uzun olmaması kısa sürede bitirmek konusunda çok yardımcı oldu. Güzel ve hüzünlü bir deneyimdi.