Okuduğum muazzam kitaplardan biriydi. Gerek dili gerek anlatım tarzı gerek bahsettiği konuşlarıyla çok güzeldi. İnanılmaz derecede heyecan verici bir şekilde okuduk. Ben okumayı başladıktan sonra biraz kitabı Germinal kitabına benzettim. Kitap yazıldığı dönemde çok ses getirmiş yasa değişikliğine sebep olmuş bir kitap. İşçi ve emekçi sınıfını anlatan mezbahaların gerçek yüzünü gösteren insanların nasıl yoksulluklara nasıl kötülüklere maruz kaldığını gördüğümüz bir kitap. Yazar kimliğini gizleyerek bu yerlere gidip bizzat tanık olmuş olanlara. Bu durum insanı daha da çarpıyor aslında. Kitabımız Jurgis ve Ona’nın düğünü ile başlıyor. Ardından Jurgis’in Ona’nın ailesiyle tanışmasını ve bir Amerikan rüyası anlatılan Şikago’ya gelmeleri bu gelmek için çabaları sırasında başından geçenler yaşadıkları gasplar aşağılamalar ile devam ediyor fakat kitabın asıl başladığı nokta Şikago’ya geldikten sonra başlıyor. Aile bir ev bulmak için uğraşıyor. Ev buluyorlar ama evin verilme koşulları o kadar saçma ki bu evi ellerinde tutabilmek için herkes dişini tırnağına takıyor. Mezbahada iş bulan Jurgis işi elinde tutabilmek için çok çalışmak gücünü kaybetmemek zorunda olduğunu yoksa yerini saniyesinde birine kaptırıp bir çöp gibi atılabileceğinin çok kısa sürede farkına varıyor. Kitabı daha fazla anlatmadan kitap ile ilgili söyleyebileceğimiz şeyler kadının toplumdaki yeri asla değişmiyor. Kadın bir mal pazarlanması gereken bir eşya gibi görülüyor. Fikirleri sorulmayan ölmemek işsiz kalmamak için bedenlerini feda eden kişiler oluyor. Din siyaset sendika kavramlarını bunların altında yatan şeyleri gösteriyor yazar bize. Zengin ve fakir arasındaki uçurumu çok acı bir şekilde okumak zorunda kalıyoruz. Dışarıdan normal bir çalışma ortamı gibi görünen mezbahaların içinde neler olduğunu neler döndüğünü ne gibi pislikler yaşandığını görmekle kalmıyor. İnsanlara edilen eziyetlerin bu zorlu yaşam koşullarının yanında bir de hayvanlara yapılanları okuyoruz.