·208 syf.····Okunma: 26 Nisan 2026 16:26 Uzun zamandır bu kadar abartıldığını düşündüğüm bir kitap okumamıştım.
Bahçıvan ve Ölüm, yazarın babasının kaybı üzerinden şekillenen; ölüm, yas, hatıra, baba-oğul ilişkisi ve hayatın kaçınılmaz sonu üzerine kurulu bir metin. Kitabın hakkını teslim etmek gereken yerler var elbette. Gospodinov, babasının ölümü üzerinden ucuz bir acıtasyon kurmuyor. Okura “bakın ne kadar acı çekiyorum” diye bağıran, duygusal pornoya yaslanan bir metin yazmamış. Bu açıdan ölçülü, sakin ve hatta zaman zaman zarif bir tarafı var.
Bahçıvanlık temasının da güzel bir metafor olarak kullanıldığını söyleyebilirim. Bahçe, toprak, ekmek, biçmek, hasat, ürün yetiştirmek… Bunların hepsi yaşamı temsil ederken; ölüm de bütün bu döngünün kaçınılmaz son durağı olarak tasvir ediliyor. Hayatın büyüyen, serpilen, sonra solan bir şey olduğu fikri kitabın ana damarlarından biri. Bu sembolizm kötü değil; hatta yer yer oldukça anlamlı.
Ama bütün bunlara rağmen kitap bana geçmedi.
Ne duygusal olarak içine girebildim ne de anlatının ritmine tutunabildim. Metin bana fazla kopuk geldi. Bir roman değil, tam anlamıyla anı değil, günlük hiç değil. Biyografiyle otobiyografi arasında duran, parçalı bir yas defteri gibi ilerliyor. Bu yapı bazı okurlar için etkileyici olabilir ama bende tam tersi bir etki yarattı. Okurken sürekli dışarıda kaldım. Sanki birinin çok kişisel bir acısını okuyordum ama o acı bana edebi olarak ulaşmıyordu bir türlü.
Ölüm elbette hepimizin kapısına gelecek olan büyük gerçek. Sevdiklerimizin kapısına da.. Bu anlamda kitabın meselesi çok güçlü. Baba kaybı, ölüm korkusu, hatıraların elde kalışı, insanın geçmişle vedalaşamaması… Bunlar çok derin konular. Fakat mesele güçlü diye kitap da otomatik olarak güçlü olmuyor. Benim için burada sorun tam da buydu. Kitabın derdi büyük ama anlatımı o büyüklükte değil.
Bölümlerin kısa olması kitabı daha hızlı okunur kılıyor; hatta açıkçası benim için kitabın en iyi taraflarından biri oldu. Çünkü okurken sıkıldım ve bitmesini istedim. Bazı kitaplar yavaş akar ama insan o yavaşlığın içinde kalmak ister. Bu kitapta ise o yavaşlık bir yerden sonra baydı.
Bir de ayrı bir parentezde şunu düşündürdü bu kitap bana:
Bir kitabın çok övülmesi, onun mutlaka iyi ya da bana uygun olduğu anlamına gelmiyor. Popüler kültürün bazı kitapları nasıl büyüttüğünü, bazı metinlerin etrafında nasıl neredeyse dokunulmaz bir aura oluşturulduğunu bir kez daha düşündüm. Üstelik bizim ülkemizde gün yüzüne çıkmayı bekleyen, sesi daha az duyulan nice güçlü yazar varken bazı kitapların bu kadar parlatılması bana haksızlık geliyor.
Sonuç olarak Bahçıvan ve Ölüm benim için iyi niyetli, sembolik açıdan anlamlı ama duygusal ve edebi olarak bana ulaşamayan bir kitap oldu. Ne babayla ilişki meselesi beni sarstı ne ölüm fikri içimde derin bir yankı bıraktı ne de anlatım biçimi beni içine çekti.
Maalesef beğenemedim.
Bazı kitaplar insanın kalbine dokunur.
Bazıları ise sadece okunmuş olmakla kalır.
Bu kitap benim için ikinci grupta yer buldu.