Üniversitenin son senesi, mezuniyet yılı pandemiye denk gelmiş, bunalımlardan bunalım beğenirken bölümün derslerini de vermek zorundaydım. İşte böyle bir senede Tiyatro dersinde Harold Pinter ile tanıştım.
Pinter sessizlik ve gerginliğin gücünü bir araya getiren tiyatro yazarı aynı zamanda oyuncudur. Samuel Beckett gibi absürd tiyatroya yakın bir tavrı var. Bunu inkar edemeyiz. Ama Pinter'ın eserlerinde anlamsızlık ve belirsizlik hissi de baskındır. Aynı zamanda günlük yaşamın olağan akışında bir şeylerin yanlış gittiğini de hissettirir okura. Pinter anlatacğı şeyi yarım bırakır, anlatmaz veya lafı dolandırır. Bu yüzden onun tavrı daha çok ona has bir şekilde "Pinteresk" olarak ifade edilir.
Bu eserde ise Pinteresk tarzı yoğun bir şekilde hissediyoruz. Gus ve Ben iki seri katildir. Bu aslında okuyucuların yorumu. Yazar bize bu iki kişinin tetikçi olduğunu direkt olarak söylemez. Biz sadece yeni görevleri için bodrumda bekleyen iki kişi olduklarını biliyoruz. eser boyunca neyi beklediklerini bilmezken servis asansöründen anlamsız istekler gelmeye devam eder. Sürekli tekrar eden, ezberlenmiş gibi süregelen diyalogların ardından Gus sahneden çıkar ve tekrar geri döndüğünde Gus'ın mı yoksa Ben'in mi hedef olduğunu bilmediğimiz muğlak bir durumda buluruz kendimizi.
Hissizliğin ve zamansızlığın içe içe olduğu, beklemenin zevkine varacağınız kısa bir eser.
Kitapla ve saygı ile kalın.