·265 syf.····Okunma: 27 Nisan 2026 16:08 #KitapYorum
#GeçmişinParmakİzleri
#İbrahimDurmaz
#EvrenselKültürYayınları
#Roman
Merhaba arkadaşlar,
Bugün sizlere Evrensel Kültür Yayınları'ndan çıkan, İbrahim Durmaz'a ait, "GEÇMİŞİN PARMAK İZLERİ" isimli kitabı tanıtmaya çalışacağım. Türü; psikolojik roman, dram, yer yer şiirsel/anlatı tarzı iç monolog ve duygu ağırlıklı gerçek bir yaşam öyküsünden yola çıkılarak yazılmış.
Bazen kelimeler kifayetsiz kalır. Hiç bir söz dizimi içinizdeki duyguları tam anlamıyla, ya da lâyıkıyle ifade edemez. Zirâ söyleyeceğiniz her cümle, hatta her harf acaba yerine yakıştı mı? Karşılığını buldu mu diye için için emniyetinden şüphe duyarsınız. İşte bu romanı tarif etmekte böyle bir şey. Sessizce, usul usul, çoğu yerde çığlık çığlığa... Okurken farkettim; İçimde kalbime giden bir asansör var ve içinde kıymetlilerim, hayallerim, beklentilerim, umutlarım, özlemlerim, en çokta sayılı nefesimle sayısız heveslerim, yarım kalan planlarım, giyilmemiş gömleğim, okunmamış kitaplarım, gidilmemiş yollarım, açılmamış çeyiz sandığım, geçmiş ve geleceğim. Kavuşuruz diye kalan kenarı kırık kupadaki adın baş harfi. Balkonda sardunyaların kızıl duruşu, tütün kokulu perdelerin sarımsı rengi, yarım kalan çay bardağındaki dudak izi, seçilen eşyalar...çoğu konuşma yaşında. Vestiyerde duran el örmesi bir kaşkol, yanında bir zarf. Sahibine hiç ulaşamayan cinsten. Kedi başı misali terliklere içten emanet bir dokunuş. Akıp giden zamanda nehirlerden denize dökülen "güle güle" diyen bir elveda. Anladım ki, senelerde, aylada, mevsimlerde, saatlerde o asansör birden bire göğüs kafesimde takılı kalmış. Yolculardan biri yok... Şimdi ne aşağıdayım, ne de yukarıda. İşte "GEÇMİŞİN PARMAK İZLERİ" bana sustuklarıma ses, unuttuklarıma anımsayış, kaçındığım, bastırılmış acılar, yüzleşmeye korktuğum aynalara bakış, yoluma azık, rüzgarıma uçurtma, ayrılığa uçurum, yalnızlığın kâğıt kesiği, özlemlere kuyu derinliği, vicdanın beyaz örtüleri, fırtınada cama çarpan kuş sesi, ölümün soğuk nefesi, gururun vuran ayakkabıları, yağmur sonrası pencerede kalan son göz yaşını hatırlattı. Bir bakıma bitmemiş bir öykü, söylenmemiş sözler sır kaldı. Belkide yaşam tamamlanmak değildi. Her ânın kıymetini bilmekti. Öldüğümüzde dahi yapılacaklar listemiz yarım kalır. Asıl mesele geçmişin izinde geleceği farkedip unutulmaz hikâyeler biriktirmek. Yaşamın anlamı basitti, zorlaştıran bizlerdik. Mutluluk hizzamızdaydı, boy seviyemizde oysa hep yukarı baktık...
Konu penceresinden yüzümüze esen rüzgârı hissedelim şimdi.
Sevgili okur eğer bu kitabı elinize alırsanız; kristal nazikliğinde tutun derim. Zirâ yarım kalan bir aşkta, ulaşmayı bekleyen mektuplarda, zindanın soğuk parmaklıklarında, her satırda suskunluğa, adalet ve kaderin ördüğü ağlara derinden tanık olacaksınız. Adalet belkide her zaman haklıyı kucaklamaz, ya da suçluyu yargılamazdı. Kimsesiz çocuk Mahir, yetimhanede çocukluğu kayıp, sol yanı hep eksik, anne adı Havva, baba adı Adem olan Mahir adil mi yargıladı? Kucaklanamadı mı? Geçmişin Parmak İzleri, bir kadının (Müzeyyen) ve genç yaşta idamla yitip gitmiş Mahir'in kalplerinde sakladıkları hikâyeyi anlatıyor. Bu macera, geçmişin acılarını, unutulmuş mektupları, yarım kalmış hayatları ve sessiz çığlıkları bir araya getirmiş. Okur, zamanın gölgesinde büyüyen bir sevgi ve kayıp yolculuğuna tanıklık ediyor.
“Geçmişin Parmak İzleri, insanın geçmişiyle olan kaçınılmaz bağını anlatan derin bir psikolojik roman. Yazar, bir idam mahkûmunun ve bir kadının hikâyesi üzerinden, acının, kaybın ve vicdanın insan ruhunda nasıl izler bıraktığını etkileyici bir dille sunmuş. Kitapta şiirsel ve melankolik bir anlatım hâkim diyebilirim. Üç anlatıcı üç ömrün hikâyesini anlatıyor. 1980'leri karanlık günlerin etrafında şekillenen bu eser, okura, geçmişten kaçmanın mümkün olmadığını ve her insanın içinde tamamlanmamış hikâyeler taşıdığını hatırlatıyor. Bu yönüyle bana göre eser, Rus edebiyatının karanlık ve sorgulayıcı atmosferini andırdığını da söyleyebilirim. Ayrıca güçlü görsel, yaşam ve ölüm arasındaki ince çizgiyi, karanlıkla aydınlığın iç içe geçtiği bir anı simgelemiş. Uçan kuşlar ise özgürlüğün ve ruhun yeniden doğuşunun sembolü. Bu anlamda konunun içeriği desteklenmiş. Yıllar sonra Mahirin zindanda yazdığı mektuplar ve günlükler Müzeyyen'e ulaşıyor mu? Sonunda zaman nelere tanıklık ediyor? Hepsi ve daha fazlası baharda dolu vurmuş çiçeklerin kokusunda.
Son tahlilde; Bu kitap; sadece bir idamın veya bir kaybın hikayesi değil; küllerinden yeniden doğmaya çalışan bir ruhun, en kör makasla kesilip atılan umutların ve maviye yazılan yarım kalmış şiirlerin öyküsüdür.
"Ne zaman ölürsen öl, bir şeyler hep yarım kalacak... Nerede olursan ol, eksik gideceksin bu dünyadan.
Dünya insanoğlunu acımasız bir nefretle yoğurur. Bizi birbirimizden ayırır, din, dil, ırk, cinsiyet farklılıklarını keskin birer bıçak gibi kullanır. Ön yargılarla beslenen bir düzenin içine hapseder, insanı bir kalıba sokarak duygularını törpüler, farklı olana sırt çevirmeyi öğretir. En kötüsü de ruhumuzu, vicdanımızı yavaşça yok eder. (s. 136)