Temelde bir kadının hayatını, yaşlılık, kimlik ve pişmanlıklar üzerinden sorgulayan bir eser.
Yaşlı bir kadın,onun orta yaşlılığı ve gençliği aynı andabirlikte yer alır.
Gençlik hayalleri , orta yaşta yapılan seçimler ve geç olarak hissedilen pişmanlıklar. Biraz da İd,ego ve superego savaşını da görüyoruz.
İkinci sahnede ise işler daha da gariplesir. Kadın hayatını bir yabancı gibi dışardan gözlemler ve 3 yaşı ,3 farklı benliğini en çıplak gözlerle izler.Yaşanan değişimlerin mizahi bir dille ele alındığı bu eserde, kadın eski hallerine dışarıdan bakarak bir olgunlaşma sürecini anlatır.
Okurken en çok Can yucelin şiiri geldi aklıma.
''...20 yaşında ben,
35 yaşımda ben,
40 yaşımda ben ve
bugünkü ben dördümüz.
Birden 20 yaşımı, 35 yaşımın karşısına oturttum.
40 yaşımın karşısına da, ben geçtim.
yirmi yaşım, otuz beş yaşımı tutucu buldu.
Kırk yaşım ikisinin de salak olduğunu söyledi.
Yatıştırayım dedim.
-Sen karışma moruk- dediler. Büyük hır çıktı.
Komşular alttan üstten duvarlara vurdular.
Yirmi yaşım kırk yaşıma bardak attı.
Evin de içine ettiler.
Bende kabahat.
Ne çağırıyorsun tanımadığın adamları evine…"