Puan vermedi·267 syf.····Okunma: 22 Nisan 2026 09:48 Huzur söylemi, modern dünyanın kullandığı bir terim, huzur veya barış. Antik dönemlerde savaş hali hayatın gündelik işi gibidir. Günümüzde barışı koruyabilmek için güvenlik güclerine ihtiyaç duyulur. Huzur söylemiyle ekonomi, dini, ideolojik dönüşümün şekilleneceğini dillendirirler. Örneğin Nakşbendi tarikatından olan Turgut Özal'ın Kur'anı bilime temellendirmek için akademisyenlere tefsir ettirir. Huzur söyleminin arka planında olumlu ve iyi yaşamak isteyenlerin seçimini etkilemek vardır. İyi kanaatle seçmenlerin yeni kimlik oluşmasına yardım eder.
DİL VE DİLİN SİYASETİ
Tanrılar Retoriği
Platon, dile üretim aracı olarak bakar. Düşünce, zihnin kendi kendine diyalogudur. Diyalog sonucu kanı oluşur, kişinin kendi kendine ifade ettiği iç söylemdir. Sesli söylem bunun dışavurmuş halidir.
Tanrı Dili
Antik çağda Heraklitosla Parmanides'i kıyaslamış Ulus Baker. Parmanides'in Doğa Üzerine şiirinde daha mistik ifadeler yer alırken Heraklitos daha rasyonel ifadeler kullanmıştır.
Platon'a göre şairlerin, tanrı dilinin gücüyle halkı yanlış etkilediği düşüncesindedir.
Liderler de bunun farkında olduğu için Tanrı dilini, mistik öğeleri, inanılmayacak şeyleri etkili söyleyerek yönetir.
Bu durumda dil ile hakikat sorunu doğar. Spinoza inanç söyleminin hakikati değil batıl intiba oluşturduğunu söyler.
Devlet, yapılarında dinsel düşüncenin kutsal olanın bir kısmına değer biçerken, bir diğerini aşağı çeker.
Spinoza inanç ile akıl arasında ayrım yapar. Akıllarını eğitme kabiliyetine sahip az insan vardır. Bu nedenle kalabalıklara bir şeyi öğretmek zorunludur. Kutsal kitapların bilimsel yorumlanmasını vurgular Baker. Dilbilimsel teknik ile parçadan bütüne, bağlamsal, tarihsel, kültürel analiz edilmelidir.
Kutsal kitaplar, bilgi konusunda zayıf, insanları etkileme gücü bakımından yetkindir. İnsanları bilgin değil itaatkar yapar. Bu öğretinin devlet için gerekli olduğunu söyler. Kutsal kitap sıradan insanları tahayyül edebilmesi için kurmaca doludur. Egemenin uyguladığı baskı, totaliter rejim ile bir devlet varlığını sürdüremez diyor.
Çocukları düzenli yaşam alanına, buyruk ve emirlerle şekillenen yaşama kapatmak için gerekli olan dilbilgisi kuralları okullarda verilir.
Ducrot'un dediği gibi "dil özne sorumluluğu yaratmak için toplumsal olarak kutsanmıştır."
Faye "sözcükler eylemi fitiller" der. (Performatif dil=bir durumu sadece betimlemekle kalmayıp, söylendiği anda eylemi gerçekleştirme, edimsöz, söz vermedir, bazen sözle olmak zorunda değildir kafa sallamak da onay anlamına gelir.) Edimsözde toplumsal hedefin mantığı yatar. (Bakhtin, Labov,Dilthey, Husser, Guattari)
Kolektif failler içkinlik yaratır. Medya etkisiyle haber vererek kamuyu bilgilendirmek değil kanaat yaratmaya yöneltir. Medya mesajları artık bilgidir. Hem ilan hem edim yaratır. Yani Spinoza'nın itaat/itaatsizlik üzerine çalışır. Bir tür dil mühendisliği gibidir. İlk dil filozofları stoacılardır.
Elias Canetti "emir ya da buyruk beyinde kist oluşturur." Der. Emirle başetmenin yolunu hiyerarşik dolaşımıyla çözmüşler, bunun sonucunda ilgisizlik, suçsuzluk doğmuş. Örneğin infazcılar kendilerini suçlamayıp kendilerinin kurban olarak görürler. Emirler nakledilirken meşrulaşır, kılıfına uyar, ortak akıl ile demokrasi kitleleri oluşur.
DİL SİYASETİ
Stoacılar siyasi konulara karşı kayıtsız hayatı öğütlemişlerdir. Ancak Roma'da imparatorlukla Stoacılar arasında ortak yönlerin olması Seneca, Epikletos, Cicero kendilerini siyasetçi, vaizci olarak buldular. Lenin'in sloganları kullanarak yeni bir kitle yarattığını söylüyor.
TÜRKİYE'DE İSLAMIN BİR RESMİ
1980 öncesinde laiklik, cumhuriyetçilik, Atatürkçülük'ün aleyhine karşılık sözde protesto olan 1980 darbesi her türlü demokratik hakkı askıya almıştır. Neden sözde çünkü gizli şeriatçilik, tarikat, cemaatlerin yükselişi için bu darbelerle temeller atıldı. Zira tarikalar yasak da olsa hiçbir zaman yok olmadılar. Çoklu parti döneme geçildiğinde cemaatler, tarikatlar parti bünyesinde örgütlenerek meclise girdi. Hatta nakşibendili cumhurbaşkanı seçildi.
1987-1988 yıllarında türban meselesi patladı. İslamcıların irticai tutumlarının artması, devletin İran Devrimi'ni desteklemesi üzerine solcu demokratların ayaklanmaları, Bulgar Türklerinin baskıya maruz kalması hepsi Türban meselesinin patlamasına etkendir. İranlı diktatör Humeyni'nin idam edilmesi tartışıldı. Varşova Paktı bozuldu. Sovyetler Azerbeycan'a müdahalede bulundu. Ermenistan Azerbeycan çatışması oldu. Tüm bunlar İslamcıların aktiviteleri için rahat ortam yarattı.
Şeriatçi hareketler İran yanlısı İslamcılar, İslamcı terörlerin tekrar canlanmasıyla askeri darbe ihtimalini arttırdı. Kaosun ortasında İslamcı hareket Akıncılardı,ideolojik olarak Milli Selamet Partisi'ne bağlıydılar.
Siyasi olarak etkin olanlar Nakşibendi, Nurcu, Süleymancılardı. Dini vakıflar, hayır kurumları siyasi hedeflerle bağlantılıydılar. Eğitim ve iletişimm şebekelerine dahillerdir.
İslamcıların örgütlenmesinin oluşması kolay olmadı, rejimin sınırlandırması,darbe gibi olaylarla mücadele ettiler. Ancak tabanı İslamcı olan Anavatan Partisi lideri Nakşibendi üyesi, kardeşi de uluslararası İslamcı iş dünyasının temsilcisiydi. Tarikatın hem finansal hem de siyasal gücü arttı. Anavatan Partisi döneminde Turgut Özal devlet planlama teşkilatında İslamcı kadroların yerleştirilmesini yönetti. Geleneksel İslamcılık hem taşradan hem de burjuvadan kopmuyordu.
İslamcılığın yükseliş döneminde taraflı basın, Bulgaristan ve Azerbaycan'daki olayları insan hakları bağlamında değil İslamci ve Türkleri bastırma girişimi olarak yayıyordu, bu da gerilimi arttırıyordu.
Türban meselesine özgürlük, insan hakları olarak değil güç ilişkisi olarak bakıldığını anlatıyordu. Sosyal demokratlar türbana şiddetle karşı çıktılar. Diğer taraftan İslamcıların içinde de fikir ayrılıkları vardı.
Ayasofya sorunu 1934'te müzeye dönüştürüldü. Turgut Özal'dan beri camiye dönüşmesi için tartışmalar başladı. ( çoğu kilise ve sapeller, manastırlar Osmanlı yönetiminde cami ve medreseye dönüştü. Bunlardan sadece 2 tanesi Ayasofya ve Kariye Kiliseleri zarar görmedi.)
TÜRKİYE'DE İSLAMCI HAREKETLERİN YAPISI
Cemaatlerin mesajları kolaylıkla yayılıyordu. Gizli camaat şeklinde çok partili dönemde faaliyetlerini sürdürüyorlardı.
-Nakşibendi tarikatı
Dersim İsyanı'nın bastırılmasına kadar Kürtlerin bağımsızlığını beklediler. Türkiye'de en geniş cemaattir. Avrupa'daki varlıklarını sürdürürler, Kuran kursları, dini vakıflar, yurt gibi kurumları vardır.
-Nurculuk: Kürt İslamcı Saidi Nursi'dir liderleri, birçok kez tutuklanmıştır. En son uçaķ kazasında ölmüştür. Öldükten sonra tarikatı büyüdü. 1950lerden sonra siyasette bulundular. Diyanet İşlerinde güçlü konum için mücadele ettiler. Öğrenci yurtları, kuran kursları gibi kurumları vardı. İslam retoriği ve öğretisi konusunda iyi eğitimliler, şiddet eylemini reddederler, kitap, dergi yayınlarlar.
-Cemalettin Kaplan Grubu: Batı Almanya'da yaşamış, Avrupa ülkelerinde faaliyetlerini yapmış, şiddete başvurmuştur.
-İslami Değerler Vakfı: 163. Madde "dinden menfaat aracı olarak propaganda yapan kişilere hapis cezası verilir"maddesinin kaldırılmasi için çabalamış, vakıflar kurmuştur.
İran yanlısı, radikal İslamcılar halkı bölmüş, koministlerle koalisyon kurmuş, türban sorununu, anarşi, terör olaylarını provake etmişlerdir.
İSLAMCI NÜFUSUN DAĞILIMI
İslamcıların çoğunlukla olduğu yerler Doğu Anadolu, Kürt bağımsızlık hareketleri, Nakşibendi, Nur cemaatlerinin olduğu yerler,gelişmemiş yerlerdir.
Konya, Şanlıurfa, Yozgat, Denizli'de Nurcu ve Süleymancılar yaygındır.
Ankara-Keçiören, İstanbul -Fatih gibi yerlerde gecekondu bölgelerinde ramazanda gündüz yemek içmek asla olamaz. Buralara doğudan göç fazladır.
KAPİTALİZME KARŞI İSLAM
Kapitalist İslamcı ülkeler BAE, Kuveyt, S. Arabistan diğerleri ise İran, Libya, Suriye, Mısır, Kuzey Afrika, Türkiye. Bu ülkelerde İran devriminden beri şeriat isteyenler var. İslamın kendine ait ekonomi teorisi yoktur. Fakat bu ekonomiyi düşünmedikleri ya da eleştirmedikleri anlamına gelmiyor. Özellikle Batı liberalizmine, ateist komünizme karşı eleştirir. TUSIAD ve Ticaret Odaları gibi kurumlar hükümeti irtica konusunda uyarıyor, ekonomik rejim hakkında korkuyorlardı.
Sosyal demokrasi ve sosyalizm de ilahi adalet düşüncesiyle olmadıkları için suçlanır. Kapitalizme karşı devlet müdahalesinin gerektiğini düşünen İslamcılar ile bir anlaşma yoktur.
KAPİTALİZM OLARAK İSLAM BİR ALTERNATİF Mİ?
Arap sermayesi, ABD patentli bir senteze dönüşmüştür. Özal hükümetinden beri çıkarların ekonomiye, siyasete karışması, Arap ülkeleriyle ilişkisinden kâr eden Özal ailesi yüksek enflasyonun temel sebebidir.
İSLAMIN FİNANS KURUMLARI
Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünden sonra, petrol kaynakları sayesinde refaha ulaşabilen bölgeler ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu bölgeler Batı’nın denetimi altındadır.
Türkiye’nin önemi doğal kaynaklardan topraklarından ziyade jeostratejik bir ülkedir.
Sovyetler Birliği’ni kısıtlaması ve Ortadoğu’ya yakın olması önemlidir.
Biz Batı emperyalizminin çıkarlarının taşıyıcısıyız. Çıkara bağlı sermayeyle gerçekleşen özel bankacılık, Al Baraka gibi Faisal Finans kurumları Suudi sermayenin Türkiye’ye girmesini sağlamıştır.
TÜRKİYE'DE AKTİF OLAN ORTADOĞU KÖKENLİ İSLAMCI ÖRGÜTLER
→ Hizbullah: İsrail’in Lübnan müdahalesinin ardından İran Hükümeti tarafından kurulan, Devrim Muhafızları Ordusu’nun bir parçası sayılan silahlı örgüttür. Şii yasalarının resmiyete geçmesini amaçlamaktadır. Türkiye’de birçok olayda ismi geçer. Ancak Uğur Mumcu’ya göre bu olayların Hizbullah ile ilgisi yoktur.
İstanbul’da tutuklanan militanların Cemalettin Kaplan ile Türkiye'deki diyanet eski başkanın kurduğu İslami Cemaat ve Cemiyetler Birliği ile ilişkisi olduğu söylenir.
İran Devrimi modeline benzer bir rejim istiyorlar.
→ İslami Cihad: Hizbullah’a benzer, aynı amacı güden örgüt. Bu daha katı terör eylemleri yapıyor. Türk hükümetini Irak’ta Saddam rejimiyle suç ortaklığı yaptı, devam ederse Türkiye’nin yurt dışı elçiliklerine saldıracaklarını bildirdi.
→ Hizbullah Davası: Irak İslam Devrimi Konseyi’nin himayesinde Şiiler tarafından Sünnilere karşı kuruldu. Irak’taki Baas rejimini tasfiye edip İslami rejimi restore etmek amacı vardır. Çok sayıda bombalı saldırılar yapıldı.
→ Hizb-ut Tahrir: En eski uluslararası İslami örgütlerden biridir. Türkiye’de ilk kez “İslami Devlet Anayasası”nı yayımlayan örgüt olarak bilinir. Amacı İslam birliği oluşturmak, şeriat yasasıyla yönetilen bir devlet kurmaktır.
Halkın seçimlerine ait egemenlik millete değil, şeriata aittir. Kadınlar da dahil meclise katılım olabilir. Gündelik hayatta kadın elleri, yüzü dışında geri kalan tüm bedenini örtmelidir.
→ Rabıtatül Alemin İslam = Suudi hükümdarın kontrolünde Avrupa'da yaşayan imam ve dindarlara para gönderirler. Bastıkları kitaplarla, diyanet işleriyle, Devlet Planlama Teşkilatıyla temasları bulunmaktadır.
DEVLET AYGITINDA İSLAM
Uğur Mumcu, İmam Hatiplerde mezunların devletin en önemli alanlarına yüksek makamlara, dini hizmet ve eğitim faaliyetlerinde ilkokul mezunlarına verilmiş ayrıcalık olduğunu söyler.
1993 tarihinde 717 imam hatip lisesi, 55 öğretmen okulu var.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
İSLAMIN HUZUR SÖYLEMİ
Hücre söylemini emir, buyruk olarak söyler "huzur İslam’dadır." “X’in huzur ve rahatlığını yaşamak, huzur ve güven iklimi” emirde çelişkiye izin vermez.
İster siyasal ister reklam olsun, artık bilgiyi harekete geçiren sözdizimidir.
Siyasal olmayan örtülü varsayımların analiz edilmesi gerekir.
İSLAM'DA KANAATİN KURULUŞU
Modern İslamcılık, modern dünyayı anlama ve Müslüman toplumların gerçekliklerini kabul etme becerisine sahip değildir.
Oliver Roy’a göre, Suudi Arabistan'ın zenginliği için İslami model, rant artı şeriatken,
Pakistan, Sudan, Cezayir’in yoksulluklar için işsizlik artı şeriattir.
KANAAT YAPILARI
"Düşüncenin ve dilin ışıklarıyla insan adresi çeşitlendirilebilir" Cicero-Orator
Spinoza, akıl ve sezgiyle gelen yüksek bilginin karşısında tahayyülden en aşağı türden bilgi olarak bahseder. Kanaat vahiylerle iletişim kurma becerisi peygamberin tasavvurunun aracı olarak görür.
Özal, vizyonunun yükselişinde gazeteciliğin söylemleri etkilidir. Savunanları, karşıtları, iktisatçılar ve araştırmacılar Özal’ın genişleyen varlığıyla mümkün olmuştur.
Zira Özal’ın günlük yönetimsel pratiği her zamanki dillendirdiği şeylerdir:
1- özelleştirme
2-24 ocak kararları
Özal’ın Bush’la, belki de Clinton’la görüşmesi eski parti üyelerinin hasetliklerini oluşturmuş, siyaset kişiselleştirilmiş; fiili yönetimin yetersizliği kanıtlanırken aynı zamanda yeni siyaset tarzı ortaya çıkmıştır.
Ülkenin bütünlüğü, Kıbrıs sorunu, Asya ve Avrupa’da Türk halklarının kaygılarına itibar etmez.
Özal vizyonunda alınacak kararların yeterli olup olmadığı değil, hızı önemlidir.
Silahlı kuvvetler Kemalist katı yapının olduğu yerdedir ve tek engel TSK’dır. Fakat onu da atlamış gözüküyor.
2. saldırı Kemalistlere; kamu iktisadi teşebbüslerinin zararlarına yönelik örnekler vererek, özelleştirmenin önemine vurgu yapar.
PTT, Sümerbank, Etibank gibi büyük kuruluşların maaşları, toplam gelirin üstünde olan maaş sorunu…
Maaş artışlarını eleştirir; devlet teşebbüslerini itibarsızlaştırır.
Gizli ve aleni olan göstergeler (kamusal – özel kutup) gizliye mevkilenen ve yetki sahibi yönünü kamuya gösteren; yani gizli göstergelerin aslına uygun şekilde gizli topluluklarda, askeri düzende, cemiyetlerde devlet söyleminin maskesi altında dışa sızar.
Dili özel kullanımı olan dinî günlük kullanımlarda büyülü, kutsal olmak için kamudan saklanan gizli bilgiler buyruklarla dilin dönüştürülmesi sürecini arttırır.
Başörtüsü Müslüman kadın kimliği olarak evrensel özellik almıştır. Siyasal normların şekillenmesinden önce gizli, erotik olanın birleşmesidir.
Kamu diline İslam’ın yasama gücünü ve onun özel kalması süreçleri anlatılır.
5. BÖLÜM
ARKAİZM VE KAPİTALİZMİN SEMBOLİK YAPILARI
Hediyeleşme ilkel toplumlarda bir olguydu, ekonomik temelli değildir. Roma Medeni Hukuku’nda kişi yasasında araç, ev, mal, hayvan, eş, köle gibi unsurlar mübadele sisteminin ilişkileridir.
Fetiş toplumları ayakta tutan şey değişim sistemidir. Kullanım değerine göre dolaşım yoktur, anlamlı bir bağ kurulmuştur.
Kapitalizmde ise çıkar ilişkisi kurulmuştur.
Devlet, yeni toplumlarda doğal olmayan, yararcıdır, eski yapıcı aile bağlarını bozan hale gelmiştir. Devletin dayattığı yükümlülükleriyle toplumu kontrol eder.
Her şeyin metalaşarak piyasa evresine geçilmiştir.
TEKNİĞİN İMAJI
Teknik araçtır ama teknik algı oluşturuyor. Teknik yüceltilir, idealize edilir; iktidarın bir aracı olur.
Örneğin evin tekniği, gelenekselden ziyade kitlesel üretim düzenine dönüşmüştür.
ALTINCI BÖLÜM
KANAAT VE KİMLİK
Burada insanların nasıl şekillendirildiği, yönlendirildiği; insanların özgürce düşünüyor gibi hissedip aslında önceden yönlendirildiklerinin farkında olmadıkları anlatılır.
Söylem → Kanaat → Kimlik
Bu sıralamayla insanlar kendi düşüncelerine karar verdiklerini sanır ve kendisini bu fikirle tanımlar.
Kimlik, iktidar tarafından planlı kurulur. Medya bir söylem üretir; bu söylem yayılır, birçok insan aynı şeyi düşünür, kitle oluşur.
Bireyler olarak değil, kitle olarak yönlendirilir.
Platon ve Aristoteles yöneticilerin kitlelere karşı üstün olduğunu düşünür. Hobbes ve Spinoza da kitleleri, kolayca inandırılan, pasif yapı olarak tanımlar.
İnsan, kendine kurulan yapıyı sorgulayabildikçe tek bir kimliğe sıkışmaktan kurtulabilir. Özgürlük, o kimliği aşabilmektir.
İktidarların sınırlamalarından kurtulmak için çok sesli dil kavramı toplumsallaştırılmalı; bizi ilgilendiren kavramlarda yabancı sözcükler kullanılmalıdır. Her anlam, yabancı sözcüklerin çoklu halde iç içe geçmesiyle oluşur.
Yabancı sözcük, kurucu niteliktedir. Dil, kanaatten oluşur ve kimlik yaratır.
Başka bir dil gibi düşünürsen, kendi düşünceni de sorgularsın. Yabancı dilden kasıt; farklı bir bakış açısıdır. Kendi düşüncene yabancılaşmadan onu sorgulayamazsın.
İnsan türü Neolitik devrimle birlikte dünyayla ilişkisini değiştirdi. İnsan hem tüketici hem üretici; hem evcilleştirip hayvanla dost olan bir varlık haline geldi.
Bitki ve hayvan çeşitliliği arttıkça bu dostça ilişkiler de olanaksızlaştı. Tarım metaforuyla düşünce ve kimliklerin farklı toplumlarda farklı kimlikler olarak yetiştirildiği görülür.
Her sistemin kendi insanını oluşturduğu söylenebilir.
Yumrulu bitkilerden patates ve soğan örneğinde; “daha büyük bir yumru istiyorsan onun içini dolduracağı boş bir alan ayırmalısın.” Büyük dallar birbirinin büyümesine engel olmasın; sonra eğimli bir çubukla yerleştirilir, sarmaşık dolansın.
Soğanda da bitki serttir, kırılır; evcil hayvanlar da zarar alıyor. Bitki büyüyor, çürüyor; ardından bütün tatlı patateslere de çürüme bulaşıyor.
Hayvan ve bitkinin doğasına uymak zorundayız. Yetiştiricinin görevi, yönetim modeliyle benzerdir.
Dünyanın krizi de düzeni de hukuksal egemenlik, fiziksel güç ve verimlilikle aktarılır.
Arkaik toplumlarda bilinçsizceydi. Hint ve Avrupa oluşmadan hemen önce felsefe çıktı.
Din ve edebiyat sürekliliği sağladı.
Georges Dumézil – Mit ve Epik İncelemesinde Hint-Avrupa toplumlarının mitlerini inceler. Buna göre egemenlik; krallar, rahipler, dini ve siyasi otorite tarafından; savaşçılarla sağlanır. Üretim ise çiftçi ve üreticilerle birlikte bir sistem kurar.
Tanrılar ve hikâyeler bu düzene göre kurgulanır. Eski toplumlarda mit ve epik düzen üstüne kuruluyken, modern toplumda siyasal ve ekonomik düzene yönelir.
İkisi de insanları belli kalıplara yerleştirir.
KAOTİK KİMLİK
Kaotik kimliğin tanımı; bireyin tek ve sabit bir kimlikten ziyade değişken, parçalı, çelişkili kimlikler taşımasını ifade eder.
Deleuze’e göre düşünce, dışarıdan kurallarla açıklanmaz; şeylerin kendi ilişkileri içinde ortaya çıkan akışkanlıkla düzenlenir.
Toplumu anlamak için dışarıdan yargılama değil, sadece eleştirme; içindeki ilişkiler ağına bakmak gerekir.
KİMLİĞİN KURUCUSU KANAAT
Kimliği yani düşünceyi, inancı oluşturan kanaattir. Düşüncesini, inancını içselleştirir, kabul eder; böylece kanaat oluşur.
Huzur söylemiyle kanaat üretilir; devlet bunu medya yoluyla yapar. Suni kimlikler oluşturulur.
TEKİNSİZ KİMLİK
Tanıdık, yabancı, tekinsiz… Kimlik kendine ait gibi gelir ama aynı zamanda yabancı hissettirebilir. Çünkü hem kendi içinden gelen hem de dışarıdan gelen bir şeydir.
Yunan ve İskitlerden örnekler verilmiştir. Yunanlılar, savaşta İskitlerin galip gelmesiyle onlara ait hikâyeleri kendi düşüncelerine göre yeniden yorumlamıştır.
Modern düşüncede de her dil tamamen tarafsız değildir.
“İnançlar da tıpkı mallar gibi dolaşır; kimlik ve toplumsal bağlar üzerinden kurulur.”
Evcil Kimlik
Sistem tarafından uygarlaştırılmış, kontrol altına alınmış bireylerdir.
Kendini özgür zanneder; aslında ehlileştirilmiştir, kontrol altındadır. İnsanlar sisteme uymuş, sapmayan, düzeni kabul eden, risk almayan bireyler haline gelir.
Sorgulamadan itaat eder.
Sonuç olarak
Modern toplum, düzenin söylemiyle huzur, düzen ve güvenliği vurgular; insanlar arasında yayar, kimliği oluşturur ve devlet tarafından yönlendirilir.