Gönderi

8/10
·208 syf.··
2026 12. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 07 Nisan 2026 00:00
Bahçıvan ve Ölüm Georgi Gospodinov #okudumbitti İlk Yayın Tarihi : 2025 202 sayfa "Babam bir bahçıvandı, şimdi bir bahçe." Hani etkileyici kitap giriş cümleleri vardır ya, bu giriş de benim için öyle.Kitapta yazar babasını anlatıyor, hastalık sürecini, kaybını, yasını, daha doğrusu yazarak yaşıyor tüm bunları. Baştan söyleyeyim, duygusal olarak okuması zor bir kitap, babanızı hiç tanımamış olsanız da zor, babanız hayatta olsa da zor, hele ki onu kaybettiyseniz, çok daha zor. Hayatının uzun yıllarını bahçesine vakfetmiş olan babasının, “omuzlarında tonlarca geçmiş taşıyan bir atlas” gibi gördüğü ve idealize ettiği kişinin kanserden ölümünü anlattığı bu kitabında Georgi Gospodinov, yeri doldurulamaz bir kayıp karşısında hissettiklerini içten ve etkileyici bir dille aktarırken, aynı zamanda hayat ve ölüm üzerine, sevgi ve yas üzerine, varoluşumuzu anlamlandıran ve yola devam etmemizi sağlayan şeyler üzerine derin bir tefekküre dalıyor.Kayıp bir bitiş gibi gelse de hatıralarla, küçük büyük anılar ve ince detaylarla yaşamayı öğreniyorsunuz ve babanızın manevi varlığı hep sizinle, o bir yere gitmiyor. Bahçıvan ve Ölüm, ölümün karşısında edebiyatın ne yapabileceğini sorgulayan bir eser. Yasın sessizliğini kelimelere dönüştürmek, kaybı anlamlandırmak ve belki de onu yeniden yaşanabilir kılmak için yazılmış. Bu yönüyle kitap, sadece bir anı değil; aynı zamanda bir varoluş tefekkürü, bir edebi direniş biçimi.Gospodinov’un bu eseri, ölümün kaçınılmazlığına karşı belleğin ve anlatının gücünü öne çıkaran, okurunu hem duygusal hem düşünsel bir yolculuğa davet eden kıymetli bir metin. Bahçıvanın ölümüyle başlayan bu yolculuk, her okurun kendi kayıplarına dokunan bir bahçeye dönüşüyor. Yazar, ölümü bir son olarak değil, hayatın içine sızmış doğal bir mevsim gibi ele alıyor. Bahçıvan figürü, yaşamın en sade ama en bilge hâli. Toprağa eğilen, çürümeyi bilen, sabrı öğrenen insan. Ölüm ise karşısında bir düşman değil; aynı bahçenin kadim misafiri, aynı döngünün sessiz tamamlayıcısı. Yazar, bu iki kavramı karşı karşıya getirmiyor aksine onları yan yana yürütüyor. Her şeyi o kadar olduğu gibi anlatmış ki, hislerini bu kadar güzel ifade edebilmek hele ki böyle bir konu üzerinde hayran kaldım.Kitabı okurken elbette üzülüyorsunuz etkileniyorsunuz gerçekler yüzünüze yüzüne geliyor hatta durup düşüncelere dalıyorsunuz ama kitabı bırakmak da istemiyorsunuz çünkü hayatın tam orta noktasından bir kitap.. Kıyamet herkes için aynı anda kopmaz..."kitapta en etkilendiğim sözlerden birisi de buydu.Hayat devam ediyor, herkes kafelerde oturuyor, işine gidip geliyor, kimisi hastasının iyi geçen ameliyatına sevinip, kimisi tedaviye cevap vermediğine üzülüyor.Evet, hayat devam ediyor. Şu an bizim devam ettiğimiz gibi.Ama biliyorum ki şu an birilerine, bir yerlerde kıyamet kopuyor. Ölümden bahsettiğimizde aslında neyden bahsederiz diye düşünüyorum.Elbette yaşamdan; tüm o büyüleyici geçiciliğiyle. Babanın da dediği gibi “korkacak hiçbir şey yok.” Yazar kitabını şöyle tarif ediyor: “Bu kitabın bir türü yok, onu kendisi icat etmeli, tıpkı ölümün bir türü olmadığı gibi, hayatın türü olmadığı gibi. Peki ya bahçe? Belki o başlı başına bir türdür ya da diğer türleri içine alır. Bir ağıt-roman, anı-roman ya da bahçe-roman olabilir. Hüznün botaniği açısından fark etmiyor.” Okunmalı mı Bu kitabın son zamanlarda çok fazla ilgi gördüğünü, çok okunduğunu ve popüler hale geldiğini görüyordum. Popüler kitaplar konusunda da birçok okur gibi ben de temkinliyim. Fakat bu kitabı ne popüler kültürün etkisiyle ne büyük beklentilerle ne de önyargılara kapılmadan okumanızı tavsiye ediyorum. Benim için gayet güzel, anlamlı ve tüm insanlara hitap edebilecek evrensel bir eserdi. Alıntılar: "Onun bugüne kadarki varlığı, benim kendi varlığımı, çocukluğumun varlığını doğruluyordu. Öte yandan yokluğu hafızanın tüm mekanizmasını harekete geçiriyor. Uzun zamandır aklıma gelmeyen şeyler şimdi uyanıyor, onları ben uyandırıyorum – tüm bunların gerçekten olup bittiğinden emin olabilmek için. İstemli ve istemsiz bellek birlikte çalışıyor ve anıların paslanmış çarkını harekete geçiriyor, net görülmeyen yerleri temizliyor veya uyduruyor. Kabul etmeliyiz ki bu, vefat edene yönelik bir bellek çalışması olduğu kadar, kendimize de yöneliktir, benmerkezci, bir anlamda kendimizi kurtarmaya, birinin gidişinden sonra hayatta kalışımızı anlamlandırmaya yönelik bir uğraştır. — bizi çocuk olarak hatırlayan son kişi de gittiğinde hâlâ var olduğumuz söylenebilir mi?” "Diğer her şeyin ötesinde, babam her toprağı bir bahçeye, her evi bir yuvaya dönüştürmeyi başarırdı. Bu özel bir beceridir. Sık sık taşındığımız her kiralık ev—neden bu kadar çok taşındığımızı kim bilir—her zaman bir şekilde yuvaya dönüşürdü. Bu yüzden şimdi kendimi evsiz hissediyorum. Bahçesini bile bizimle birlikte taşımayı nasıl başardığını asla unutamam. Sümbüllerin, nergislerin, linaryaların, şakayıkların, lalelerin soğanlarını dikkatlice söküp çıkarırdı; en sevdiği koyu lacivert, hollanda laleleri vardı, onlardan asla ayrılmazdı ve gittiğimiz her yeni evdeki her yeni bahçeye onları tekrar dikerdik. Bazen düşünüyorum da, acaba çiçekler gerçekten de altlarında yatan ölülerin gizli periskopları mı? gövdeleri aracılığıyla dünyayı gözlemliyor olabilirler mi?” Rüyada gördüğümüz insanlar bizden daha fazla/ ama onlar hiç yer kaplamaz -"rüya semineri" başlıklı şiirinde Tomas Tranströmer böyle yazar. Ölüler de bizden daha fazla, diye düşünüyorum bu dizeleri okurken ve her ne kadar yer kaplamasalar da, başka odalara yerleşirler, başka zamanların görünmez kapılarından geçerler ve o sırada yollarımız bir anlığına kesişir. Gaustin'in dediği gibi, bunlar dünün odaları, ışığın loş olduğu, masanın üstündeki kül tablasındaki kelebeğin de ölü olduğu öğle sonrası odaları. Bize orada toz kaldırmamak için temkinli yürümemizi, zamanları karıştırmamak için kapıyı iyice kapatmamızı tembihler."
Bahçıvan ve ÖlümGeorgi Gospodinov · Metis Yayınları · 202514,3bin okunma
·
44 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.