·80 syf.····Okunma: 29 Nisan 2026 11:34 Byung-Chul Han, günümüz toplumunun her köşesine sızan genel bir acı korkusunu, yani algofobiyi derinlemesine inceliyor. Yazar, modern insanın acı toleransının hızla düştüğünü ve her türlü rahatsız edici durumun sürekli bir anestezi altına alındığını anlatıyor. Sanattan siyasete kadar her alanın "beğendim" kültürüyle düzleştirildiğini ve acı verebilecek her türlü keskin kenarın veya çelişkinin sistem dışına itildiğini savunuyor.
Neoliberal düzenin, bireyleri mutluluk ve kendini sürekli optimize etme zorlamasıyla birer performans öznesine dönüştürdüğünü belirtiyor. Bu sistem içerisinde özgürlüğün aslında gönüllü bir sömürüye dönüştüğünü ve toplumsal çatışmaların yerini kişisel psikolojik iyileşme çabalarının aldığını vurguluyor. Pandemi süreciyle birlikte hayatın sadece biyolojik bir hayatta kalma çabasına indirgendiğini ve sağlığın en yüce değer haline gelerek diğer tüm insani anlamları gölgelediğini açıklıyor.
Yazar, acının yokluğunda hayatın anlatısal gücünü ve hakikatini yitirdiğini, sadece ölçülebilir verilerden oluşan çıplak bir varoluşa dönüştüğünü hatırlatıyor. Hegel ve Nietzsche gibi düşünürlerin fikirlerine dayanarak, ruhun gelişiminin ve derin bilginin ancak acının sunduğu olumsuzluk ve diyalektik süreçle mümkün olduğunu savunuyor. Sonuç olarak, her türlü acıyı dışlayan bir toplumun sadece "ölememişler" topluluğu yarattığını ve insani derinliğin bu konfor alanında nasıl yok edildiğini gösteriyor.