Zafer Bahçesi, I. Dünya Savaşı'nın bitiş dönemine bambaşka bir açıdan bakıyor. Savaş sona eriyor ama yeni başlangıçlar zorlu ve maalesef aileler artık daha eksik. Genç, orta yaşlı erkeklerin çoğu ya hayatını kaybetmiş ya da ağır yaralı. Böyle bir durumda ayağa kalkmak nasıl mümkün olur? Tabiki kadınların gücüyle.
Emily'nin yaşadıkları bize, yetiştirilme tarzının ve o günün koşullarının ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Ailesi tarafından oldukça izole ve korunaklı büyütülmüş olan Emily, değişen dünyaya ayak uydurması gerektiğini düşünüyor. Evden ayrılıp gönüllü işler yapmaya kararlı. Ve hikayesinde artık bir erkek de var.
Kitabın ilk yarısında Emily'nin kararları yanlış ve safça gelebilir. Mesela şu cümlesi bunun en büyük örneği: "Sevdiğiniz adamla evlenmek hayattaki en büyük başarıdır değil mi?"
Ama dönemin düşünce tarzının da bir göstergesi bu cümle.O yüzden bana gerçekçi geldi. İkinci yarı ise bir genç kızın nasıl büyüdüğünü ve kendi ayakları üzerinde durduğunu gösteriyor.
Okuru yormayan, akıcı ve naif bir kurgu. Savaşın yıkımına odaklanmak yerine, cesarete ve umutlu bir değişime odaklanıyor. Yayınevinin kitapları beklentiyi karşılıyor, keyifle okundu.