Herkese merhaba
Bugün sizlere korku gerilim tarzında öyle güzel bir tavsiye ile geldim ki daha ilk sayfalardan olayların içine balıklama dalıyoruz ki bu özellikle bu türde benim en sevdiğim şey, kitabı bitirdiğinizde ben ne okudum diyeceksiniz neyse uzatmadan konumuza döneyim ben.
1982 yılında Aksaray - Nevşehir yolu üzerinde seyir halinde olan ve içinde dört kişilik bir ailenin olduğu araç ardında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboluyor, işin tuhaf olan kısmı aynı araç içindekiler olmadan 2001 yılında Adıyaman'ın Koru köyünde bir kırsalda ortaya çıkıyor, olayı gören köyün çobanı tüm köyü bu durumdan haberdar ediyor.
Olay yerine gelen askerler bu tuhaf durumu araştırıyorlar ve ortaya çıkan bazı sonuçlardan sonra bu esrarengiz olayın üstünü alelacele kapatıyorlar, gizemli bir şekilde ortaya çıkan araç içinde barındırdığı tüm sırlarla birlikte beton dolu bir kuyuya atılıyor ve üstünü yine beton ile kapatıyorlar. İşte o günden sonra Koru köyünde hiçbirşey eskisi gibi olmuyor arabayı bulan çoban dışında ki herkes 6 yıl içinde ya ölüyor, ya deliriyor yada korkudan sesini çıkaramıyor, üstelik bu olaydan sonra köydeki tüm hayvanlar da ne olduğunu belli olmayan bir sebepten ölüyor(tabi işin aslını çok sonradan ortaya çıkıyor ) daha da ilginç olanı ise saat hep 06.33'ü gösteriyor Çobanı Apdullah soluğu olayı çözeceğini düşündüğü adamın yanında alıyor
Prof.Dr. Olcay Demirci Ankara Hacettepe Üniversitesinde görev yapan bir öğretim görevlisi, Olcay bey fakültede ders verdiği sırada karşılaşıyor çoban Apdullah ile ama çobanın oraya nasıl geldi, güvenliği aşıp derse nasıl girdi ve aynı gizlilik ile okuldan nasıl çıktı hiç kimse bilmiyor
Olcay beyi bir golge gibi takip eden Apdullah önce okulun bahçesinde sonra evinin önünde yeniden karşısına çıkıyor. Olcay bey çobanı yeniden karşısında görünce korku ile birlikte biraz sinirlense de, sonrasında işin aslının farklı olduğunu anlıyor ve çobanı evine davet ediyor aralarında geçen konuşmadan sonra gece profesörün evinde kalan Apdullah sabah arkasında hiçbir iz bırakmadan ortadan kayboluyor ve işin tuhaf olan tarafı kapılar kilitli pencereler kapalı bu adam evden nasıl çıktı o günden sonra da Profesörün hayatı eskisi gibi olmuyor ve Olcay bey bu olayın aslını ortaya çıkarmak için, başına geleceklerden habersiz Adıyaman Koru köyüne doğru yola çıkıyor.
O köyde neler oldu neler, anlatmakla bitmez köye gidene kadar hiçbir yaşam belirtisi yok etrafta tek tük kuru bitkiler var ama ne hikmetse köyde yemyeşil bir orman var ormanın arka tarafında da yosunlarla kaplanmış eski bir mezarlık var aynı köyde hayvanlar yok insanlar kafayı yemiş durumda deli gibi de değiller ama normal değiller ve en tuhaf olanı da gece olunca nereden geldiği belli olmayan çığlıklar var bir ara olaylar öyle bir yere geldi ki Olcaya hadi acele et hemen kaz o çukuru diye kendimi parçaladım o çukurdan çıkan şey de ayrı bir olay Olcay ile birlikte bende kafayı yiyecektim az kalmıştı birde bu köylülerin yedikleri içtikleri şeyin içinde ne vardı biliyormusunuz? Ayyy onu da geçtim öyle birşeye şahit oldum ki yok artık dedim neyse o kısımları söylemeyeceğim kitabı okuyacak olanlara sürpriz olsun. Kısacası Tecrit 06.33 kitabını şiddetle tavsiye ediyorum mutlaka okuyun asla pişman olmazsınız özellikle gerilim sevenlerin okuması lazım o gerilim ve tedirginlik hissi peşinizi asla bırakmayacak ve ben inanıyorum ki bu güzel kitabın devamı da gelecek çünkü çok farklı ve heycanlı bir şekilde bitti