·314 syf.··Beğendi
···Okunma: 29 Nisan 2026 23:29 Okuyan herkesin çok sevdiği Pir-i Lezzet’in yorumuyla
ben geldim. Yazardan okuduğum ilk eser olmasına rağmen hikayesiyle beni etkilediğini söyleyebilirim. Kitapta her detay o kadar ince elenip sık dokunmuş ki, büyük bir araştırmanın ürünü olduğu belli, okurken hissedeceksiniz. Ön hazırlık olmadan böylesine bir hikaye ve anlatım mümkün değil, emek kokuyordu her bir sayfası…
Pir-i Lezzet, ismi kitap boyunca zikredilmeyen “Aşçıbaşı” olarak tanıdığımız lezzet ustasının hayat yolculuğuna götürüyor bizi. 17. yüzyılın saray mutfağından başlayıp sadece yemeklerin değil tarihin, sırların, ihtirasların ve destansı aşkın olduğu bir dönemde buluyoruz kendimizi.
Henüz çocuk yaştayken İsfendiyar Usta onun Pir-i Lezzet olduğunu anlıyor ve herkesin katlinin buyrulduğu o uğursuz geceden kaçarken tesadüfen karşısına çıkıyor. Bu çocuğun yetişmesi için kendi ustasına emanet ediyor. Aşçıbaşının Darü’z-Zevk’in dünyasında, Adem Usta’nın yanında ilerleyen bu yolculuğu Kamer ile karşılaşmasına vesile oluyor. Aşçıbaşı’nın bu büyük aşka kavuşma arzusu var artık yüreğinde… İskenderiye’ye uzanan sırların peşinden gitmesiyle de kitabı sadece bir mutfak hikayesi olmaktan çıkarıp sürükleyici bir serüvene dönüştürüyor. Bundan sonrasını anlatamam, okuyun isterim.
Saygın Ersin’in anlatımı çok güçlüydü ve dilinin akıcı olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Sonlara doğru biraz uzatıldığını düşünsem de benim gözümde olumsuz bir etki yaratmadı. Okuduğum en sarsıcı kitap değil belki ama kesinlikle çok severek bitirdiğim bir eser oldu. Mutfağın ve tarihin gizemli dünyasında kaybolmak isterseniz gönül rahatlığıyla tavsiye ederim. Okuyacak olanlara keyifli okumalar dilerim