Selam
Size Tuğçe Aksal kaleminden çıkan, #farkındalık temalı #sporromantizm serisinin ilk kitabı #12denVurmak ile geldim.
Bu bir lise kurgusu ama cümleler öyle güçlü, duygular öyle derin işlenmiş ki okurken bunun bir lise hikâyesi olduğunu unutuyorsunuz. Karakterlerin olgunluğu, yaşanan olaylar, düşünce yapıları ve hissettirdikleriyle kendinizi onların arasında buluyor, empati yapmadan ilerleyemiyorsunuz.
Gelelim kitabımıza…
Thomas, Amerika’nın yükselen “sahaların yıldızı” olarak görülen, disiplinli, hedefleri olan, kararlı ve duruşunu bozmayan başarılı bir Amerikan futbolcusudur. NFL’de oynayacağı neredeyse kesindir. Peşinde kulüpler, gazeteciler ve üniversiteler vardır.
Ta ki annesi geçirdiği elim bir trafik kazasında hayatını kaybedene kadar…
Babası bunun sıradan bir kaza olmadığını, annesinin üzerinde çalıştığı dosya yüzünden suikasta uğradığını düşünür. Tommy’nin can güvenliği için Amerika’dan uzaklaştırılıp Türkiye’ye, annesinin ailesinin yanına gönderilmesi gerekir.
Bu durum Tommy için hayallerine vurulan büyük bir darbedir. İsyan eder, babasına tavır alır ama babasının kararı nettir. Ve bir sabah kendini Türkiye uçağında bulur.
NFL hayallerinden İstanbul’daki yalnızlığına uzanan yolculuğu böylece başlar…
Mine ise kendini saklamayı bilen, duvarları olan, kütüphanenin tozlu raflarında kaybolmayı seven, hazır cevaplı ve zekâsıyla dikkat çeken bir karakter.
Kaşı, saçı, teni bembeyaz… Girdiği her ortamda farklılığıyla dikkat çeken, güneşin kendisine adeta düşman olduğu albinizmin izlerini tüm bedeninde taşıyan “gölgelerin prensesi”…
Tommy Büyükada’ya geldiğinde zamanın nasıl geçeceğini bilemezken, yıllardır görmediği kuzenleri onun yalnızlığına dokunur. Büyük bir ailenin içinde olmak, duvarlarında ilk çatlakları oluşturur.
Ve bir gün, köpeği Kömür ile sahilde yürürken hayatının anlamı olan topu fırlatır…
O top, sahilde oturan Mine’nin ayaklarının dibine düşer.
Belki de kaderin onlar için çizdiği çizgiler tam o anda kesişir…
Kömür’ün Mine’ye yakın olması hassas bedeninin reaksiyon göstermesine sebep olur ve Tommy, Mine’ye hayatından tam üç dakika borçlu kalır.
Bu ilk karşılaşmalarıdır ama asla son olmayacaktır…
Tommy’nin yolu, başarıları ve sporcu destekleriyle ünlü #ArdelyonAkademisi ile kesişir. Amerikan futbolu onun için bir yaşam biçimiyken burada başlayacak yeni düzen, yeni koç ve yeni insanlar onun hayatını tamamen değiştirecektir.
Burak Steven Johnson ile başlayan süreç Tommy için bazen “öldüm ama ağlayanım yok” dedirtecek kadar zorlu olsa da ayağa kalkmayı hep bilir.
Mine ile yakınlaşmaları ise adadan sonra okulda da devam eder. Mine onun rehberi olurken herkesin aklında aynı soru belirir:
“Bunlar nasıl birlikte olabilir?”
Aralarındaki çekim her geçen gün artarken “arkadaş” kelimesi ikisine de ağır gelmeye başlar.
Mine, kendisine kimsenin ulaşmasına izin vermeyen biri… Kar beyaz teni, görme problemi ve yıllardır taşıdığı özgüvensizlik onu sürekli geri çeker.
Tam umutlanacakken zihninde hep aynı soru belirir:
“Bana neden baksın?”
Her şey Tommy açısından yoluna girmeye başlarken Amerika’dan gelen telefon, kariyerinde büyük bir fırsatın habercisi olur.
Gitmek istemez. Mine’yi bırakmak istemez.
“Sensiz yapamam” der.
Ama Mine onunla gitmez.
Tommy, “Geri döndüğümde her şeyi konuşacağız” diyerek Amerika’ya gider…
Ve onu büyük bir sürpriz beklemektedir.
Bu sürpriz belki de birçok hayatı değiştirecektir.
Thomas’ın geçmişindeki sırlar mı, yoksa Mine’nin onun dünyasındaki tüm kuralları altüst etmesi mi daha büyük olacak?
Tommy’nin kırık Türkçesi, deyimleri anlamakta zorlanması beni sık sık gülümsetti. Mine ile olan sahneleri ise ayrı bir keyifti.
Mine’nin yaşından çok daha olgun oluşu, kendini görünmez hissetmesi ama utandığında bembeyaz yanaklarının hemen kızarması onu inanılmaz sevimli yapıyordu.
Gelelim yan karakterlere…
Tommy’nin en yakın arkadaşı Robert’a bayıldım. Renkli kişiliği, açık sözlülüğü ve hiçbir şeyden çekinmeden kendini ortaya koymasıyla hikâyeye bambaşka bir enerji katıyor.
Ebru ve Murat ise yıllardır Tommy ile neden bu kadar uzak kaldıklarını sorgulatan karakterlerdi. Ebru’nun güçlü duruşu ve net tavırları, Murat’ın sessiz ama gerektiğinde fırtına koparan hali çok etkileyiciydi.
Ve Mine’nin en yakın arkadaşı Tuana…
Gökkuşağı saçlarıyla, enerjisiyle ve arkadaşının hayatına kattığı renkle hikâyeye ayrı bir güzellik katıyordu. Robert ile olan düşmanca halleri ise bende ciddi soru işaretleri bıraktı
Ben çok şey anlattım…
Ama en güzeli Tommy ve Mine’nin hikâyesini kendiniz keşfetmeniz.
Bence siz de bu hikâyeye mutlaka şans vermelisiniz