Gönderi

8/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
SPOILER'LI İNCELEME!!! Hikâye aslında çok basit başlıyor: Ana karakterimiz(ileride Adsız Adam ismini alıyor) aceleyle bir yere yetişmeye çalışırken kestirme sandığı sokaklara giriyor ve gitmek istediği yere bir türlü varamıyor. Günün sonunda ise bir otele sığınıyor. Ama bu “kaybolma” meselesi öyle fiziksel bir durum olarak kalmıyor; sayfalar ilerledikçe insanın kendi içinde kaybolması gibi bir şeye dönüşüyor. Otelin bulunduğu yerin kendisi başlı başına tuhaf bir yer. Sürekli aynı yerlere çıkan sokaklar, mantıksız gibi görünen ama bir şekilde kendi içinde kuralları olan insanlar… Okurken bir noktadan sonra “buradan çıkış yok” hissi sadece karaktere değil sana da bulaşıyor. Özellikle o tekrar hissi, aynı şeyleri tekrar tekrar yaşıyormuşsun gibi olması ister istemez düşündürüyor. Kendimi Truman Show'da gibi hissettim. Karakterler de bu hissi güçlendiriyor. Her biri sanki gerçek dünyada karşılığı olan bir korkunun ya da takıntının abartılmış hali gibi. Birinin ölüm gece insanları vuruyor diyip sabahları uyuması, diğerinin sürekli hazırlık yapıp bir türlü yola çıkamaması, bir başkasının iletişim kuramaması… Hepsi biraz tanıdık geliyor. Çok gerçekçi değiller belki ama zaten derdi o değil. Daha çok bir rüyanın içindeymişsin gibi; mantık ikinci planda, his daha önde. Hikâyenin kırılma noktası da tam burada geliyor. Başta herkes gibi çıkış yolu arayan ana karakter, aslında bu yerden kurtulmanın sadece fiziksel bir “harita” meselesi olmadığını fark etmeye başlıyor. Oteldeki insanların hepsi kendi alışkanlıklarına, korkularına ya da takıntılarına tutunarak bu döngüyü sürdürüyor. Ve ilginç olan şu: Döngü, tek bir büyük olayla değil, küçük bir zincirleme etkiyle kırılıyor. Hikayede gerçekleşen minicik bir şey, diğer karakterlerin rutinlerinde ufak sapmalara yol açıyor. Bu sapmalar büyüdükçe, o hiç değişmeyen düzen çatlamaya başlıyor. Sanki herkes birbirine görünmez iplerle bağlıymış da, birinin hareketi diğerini tetikliyor gibi. En sonunda bu düzen tamamen dağılmaya başlıyor; büyük bir karmaşa, hatta neredeyse bir “çözülme” hali yaşanıyor. Yani çıkış yolu aslında bir kapının bulunmasıyla değil, o kapıyı imkânsız kılan düzenin ortadan kalkmasıyla ortaya çıkıyor. Ana karakterimiz artık bir şeyleri zorlayarak değiştirip değil, o döngünün mantığını kırarak ilerliyor. Kelebek etkisiyle böyle bir şeyin yaşanacağını okurken tahmin etmiştim ama yine de tahminime rağmen kurgu tatmin etti. Paco Roca'nın okuduğum ikinci kitabı. Çizimlerine alışıyorum. Abartıya kaçmadan, sade ama detaylı bir dünya kurulmuş. Sokakların birbirine benzemesi, mekanların sıkıştırılmış hissi, karakterlerin yüz ifadeleri… Hepsi o kaybolmuşluk duygusunu destekliyor. Gerçekten çıkmak istediğimiz yerlerden mi çıkamıyoruz, yoksa biraz da kendimiz mi kalıyoruz orada? Çok büyük laflar etmeye çalışmıyor ama okuduktan sonra dönüp kendi hayatına bakmana sebep oluyor. Bu yüzden final biraz daha sembolik hissettiriyor; fiziksel bir çıkıştan çok, zihinsel bir eşik aşılmış gibi.
Kumdan SokaklarPaco Roca · Desen Yayınları · 2020113 okunma
·
82 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.