Gönderi

8/10
·407 syf.··
2026 21. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 14 Nisan 2026 08:47
“Ruhunuzun sahibiyseniz elli yaştan korkmanıza gerek yoktur.” şu alıntı ile başlayalım bakalım. Ama tabi bu kitapta elli yaşkorkusundan çok fazlası var. Her ne kadar onu gönlümdeki tahtından edebilene henüz denk gelmesem de, Annie Ernaux gibi cesur bir kaleme daha rastlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Düşünsel yolculuğumdaki “cesur kadınlar” kümesinin yeni üyesi Erica Jong. O çok sevdiğim 40’lar kuşağının kadınlarından. Heybelerinde dünya savaşlarını birebir yaşamış anne babalarından miras aldıkları trajik savaş anlatıları taşıyan, savaş sonrası yavaş yavaş dönüşen dünyaya tanıklık etmiş, yolculukları günümüze kadar ulaşan yazarlar. Kitabın adını ilk duyduğumda yaşlanmaktan korkan bir kadının sanrılarını okuyacağımı sanmıştım ama bu çok daha fazlasını içeren otobiyografik bir roman. Yazar 1942 doğumlu fakat hikaye 20. Yüzyılın başlarına anne babasının gençlik zamanlarına uzanıyor. Babası Rusya Yahudilerinden. Zengin bir aileden gelen annesi ile ailelerinin tüm karşı çıkmalarına rağmen evleniyorlar. Otuzlu yıllarda Avrupa’da yahudiler aleyhine yükselen gerilim yüzünden Amerika’ya göç ediyorlar. Yazarımız, kuşağının çoğu kadınlarının aksie, ailesinin prensesi, eğitimi her zaman desteklenen özgür bir kız olmuş aslında. Bu durum bir yandan onun tutsaklığı olmuş. Babası kendisinin gerçekleştiremediği hayallerini hep onun üzerinde görmek istemiş. “Yazar ol, ama çok iyi bir yazar, kitapların dünya çapında çok satanlar listelerine girsin.” Bunun bir çocuk üzerinde yaratabileceği baskıyı tahmin edersiniz. Ama öte yandan, bu özgür ruhunun, çılgın ilişkilerini, kadın hareketinin en sağlam südestekçilerinden oluşunun da ailede en başından beri sahip olduğu bu serbestiden ileri geldiğini düşünüyorum. Bir kadın olarak -en azından aile içerisinde- halletmeniz gereken temel mevzular yoksa, mesele elde etmeniz gereken bir eğitim hakkı, birey olarak kabul görme ve saygı duyulma arzusu gibi, bu denli ileri gidebilirsiniz. Neyse işte, kız çocuğu olmak, kadınlığa adım atmak, annelik, evlilik, ilişkiler, feninizim gibi bir dizi konu üzerine kendi hayatından yola çıkarak uzun uzun konuşuyor yazar. Beni en çok etkileyen şey olgunlaşma denen şeye insanın aslında hiçbir zaman ulaşmadığı, kırılgan yanlarımızın hayat boyu farklı vesilelerle kendini hep gösterdiği ve kendimizi arama yolculuğumuzun hiç bitmediğiydi. Bir diğer dikkat çekici bulduğum nokta yazarın içinde yer almaktan övünç duyduğu feminizm hareketi içindeki, adına kısmen yozlaşma diyebileceğimiz dönüşüm karşısında çizgisini sürdürme çabasıydı. Evlenmesi, anne olması, çocuğu ile medyada fotoğraflarının çıkması bile zaman zaman sert eleştirilere konu olmuş grubun radikalleşen kesimi içerisinde. Anlatının merkezinde kadın olmaya dair mevzular yer alsa da, New York’da orta-alt sınıf arası bir konumda yahudi bir göçmen olmak, değişen dünya düzeninin getirdiği o kaçınılmaz kuşak çatışması gibi olgulara da tanıklık ediyoruz okur olarak. Çağdaşı olan kadınların çizgisinde yürümeyen bir kadın Erica Jong. Böylesi cesur ve bu çıplaklıkta yazabilmesi de bunun en önemli göstergelerinden biri zaten. Bu kitap bana bir edebi eserde aradığım bir çok seyi verdi. Yalınlık, cesaret, bir kadının iç dünyasına yolculuk ve satırların ışığında on yılları gözlemleme fırsatı. Çok severek okudum.
Elli Yaş KorkusuErica Jong · Remzi Kitabevi · 19955 okunma
·
48 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.