·112 syf.····Okunma: 02 Mayıs 2026 16:16 Anlatılacak bir hikâye var ama yazar onu anlatmamayı seçmiş gibi.Sürekli şimdi bir şey olacak diye bekliyorsun, olmuyor.
Başlıkta Melanie Klein gibi bir isim geçince, ister istemez daha derin, daha psikolojik bir anlatı bekleniyor.Ama kitapta bu beklentiyi karşılayan neredeyse hiçbir şey yok.Başta birkaç cümleyle anılıp sonra tamamen kayboluyor.Bu da “neden bu isim?” sorusunu sürekli akılda tutuyor.
“Benim için bir playlist hazırladı.”
Bu cümle tek başına bir bağ kurabilecek güçte.Küçük ama anlamlı bir detay.Ama kitap bunu büyütmeden geçip gidiyor.İlişki var, ayrılık var, tekrar karşılaşma var, hastalık var.Üstelik “beni insanlara sen anlatacaksın” gibi gerçekten güçlü bir cümle de var.Bu cümle aslında birine şahit olmayı, birinin hayatını taşıyacak kişi olmayı ima ediyor.İnsanların hayatında birbirine şahit olması, belki de en derin ve en gerçek bağlardan biri.
Ama kitap tam burada da durmuyor.O şahitlik duygusu kurulmadan geçiliyor.Sanki biri diğerinin hayatına gerçekten tanıklık etmiş ama biz okur olarak buna hiç şahit olamamışız gibi.
Tensellik desen var, ama içi boş.Yakınlık anlatılıyor ama neden önemli olduğu yok.O yüzden okur olarak hiçbir şeye tutunamıyorsun.Bir noktadan sonra o sahneler de sadece var olmak için var hissi veriyor.
Kedilerle açılan bölümler de sanki bir şey simgeleyecekmiş gibi duruyor, sonra hiçbir yere bağlanmadan kayboluyor.
Buna rağmen dilde başka bir şey var.İçerik dolu olmasa da anlatımın bir akışı var;yer yer bir iç ses gibi ilerliyor.Sanki olayları dışarıdan dinlemiyor da, anlatıcının gözlerinden yaşıyormuşsun gibi bir his bırakıyor.Bu da metni tamamen koparmıyor, sadece eksik hissettiriyor.
En garip tarafı şu:Bu kadar malzemenin içinde bile duygu oluşmuyor.Kitap bunu ısrarla sürdürüyor.