ALGERNON'A ÇİÇEKLER
Karanlık mı aydınlığı yaratır yoksa aydınlık mı karanlığı!? Her iki durumu da birbirinden ayırmak neredeyse imkansızdır. Tıpkı ilk doğduğumuz, adım attığımız ve hayata başladığımız zamanlarla ve büyüdükçe kazandığımız veya edindiğimiz bilgi ve tecrübelerimizde olduğu gibi ne çocukluğu ne de yetişkinliği birbirinden ayrı düşünemeyiz. Çocukken yaşadıklarımız, çevremiz ve sahip olduklarımızla büyüdükçe o yaşantı ve çevreyi aynı temeller üzerinden genişletip kullanmaya devam ederiz. Olumlu veya olumsuz yaşadığımız birçok şeyi o zamanlardan bu zamanlara taşırız. Ve yine çocukken sahip olduğumuz basit psikolojinin gittikçe nasıl karmaşık hale geldiğini somut ve soyut olan şeyleri birbirinden ayırmakta tıpkı duygularda olduğu gibi çözümlemekte zorlanırız. Büyüdükçe ve öğrendikçe ufkumuzun genişleyeceğini, duygu ve düşüncelerimizin daha tutarlı olacağını ve bu şekilde hayatımızın daha kolay bir hale geleceğini düşünür veya hayal eder ve bu uğurda mücadele ve öğrenme, deneyim sürecine gireriz. Ancak yaş aldıkça ve öğrendikçe aslında bunun daha da zorlu bir hal aldığını içinden çıkılmaz bir duruma dönüştüğünü ve keşke hep çocuk kalsaydık düşüncesinin zihmizde önem kazanmaya ve kendini kanıtlamaya başladığına tanık oluruz.
Kahramanımız Charlie'nin de hayatı ve yaşam öyküsü bununla parelel bir yaklaşıma sahip.
Dezavantajlı doğumu ve yaşadığı zorlu çocukluk sonrasında bir denek olarak büyük ve yetişkin bir insan bir birey olma yolundaki macerasını konu alıyor. Aslında dezavantajlı olmasak dahi biz okurlara hayatın öğrendiklerimizin ve aldığımız yaşların, ve bu yaşlardaki evrelerin fiziksel ve psikolojik olarak olan gelişimi ve gerilemeyi gözler önüne seriyor. Fayi'le olan bedensel yakınlaşma ve rahat yaşamla;Alice'le olan ruhsal yakınlaşma ve disiplinli yaşamın ikileminde kalan ve yalnızlaşan Charlie...
Bir denek olarak yaşamaya başladığı hayatını yine bir denek olarak noktalıyor.
İyi ve keyifli okumalar. :)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes