Puan vermedi·392 syf.····Okunma: 02 Mayıs 2026 21:10 Kaan Murat Yanık’ın "Uzakların Şarkısı" romanını bitirdiğimde, damağımda hem hüzünlü hem de umut dolu, çok katmanlı bir tat kaldı. "Uzak dediğin nedir ki? İnsan kendine uzak olduktan sonra..." hissini iliklerinize kadar işleyen bu hikâye, beni Doğu Ekspresi’nin karlı raylarından alıp 18. yüzyılın o gizemli ve büyülü İstanbul’una kadar çok özel bir yolculuğa çıkardı. Romanın en sevdiğim yanı; Bünyamin’in modern zamanlardaki o tanıdık yalnızlığını, 266 yaşındaki bilge papağan Zencefil ve Gülbadem’in masalsı tarihiyle hiç sırıtmadan birleştirmesi oldu. Büyülü gerçekçilik türünün hakkını veren o turuncu yağmurlar ve mistik atmosfer, kitabın felsefi derinliğiyle birleşince ortaya adeta kelimelerle çizilmiş bir tablo çıkmış. Yazarın tasvirleri o kadar güçlü ki, okurken bazen trene vuran kar tanelerini tenimde hissettim, bazen de karakterlerin içsel hesaplaşmalarında kendi mesafelerimi buldum. Üstelik bugün yazarın imza gününe katılarak bu özel dünyayı kendisiyle de paylaşma şansı buldum; yazarın samimiyeti kitaptaki o naif ruhla birleşince bendeki yeri daha da kıymetlendi. Eğer hayatın hızlı temposuna ara verip ruhunuza dokunacak, altını çizecek onlarca cümle bulacağınız edebi bir sığınağa çekilmek istiyorsanız bu şarkıya mutlaka kulak vermelisiniz; sizi çok uzaklardan alıp kalbinizin içine bırakan bir yolculuk bu. Ben bu yolculuktan çok keyif aldım.