Cengiz Aytmatov’un "Gün Olur Asra Bedel" romanına eklemlediği ancak başlı başına devasa bir anlam taşıyan "Cengiz Han’a Küsen Bulut", bozkırın ortasında insanlık onuru ile mutlak güç arasındaki ezeli kavgayı anlatan bir başyapıttır. Eser, bir yandan modern zamanın bürokratik acımasızlığını (Abutalik ve ailesi üzerinden) ele alırken, diğer yandan tarihin tozlu sayfalarından süzülen bir efsaneyi bu trajediye paralel şekilde işler. Aytmatov, geçmişle bugünü "insanlık" paydasında birleştirerek okuru derin bir vicdan muhasebesine davet eder.
Eserdeki Cengiz Han figürü, sadece tarihi bir lider değil; kuralların, ideolojilerin ve otoritenin sembolüdür. Onun ordusunda aşkın, kişisel arzuların ve bireysel özgürlüklerin yeri yoktur. İki aşığın (Erdene ve Köke) ordu yasaklarına rağmen bir bebek dünyaya getirmesi, sistemin katılığına karşı doğanın ve insanın en saf cevabıdır. Cengiz Han’ın bu doğuma verdiği ceza, aslında sevgiye ve yaşamın kutsallığına karşı açılmış bir savaştır.
Kitabın ismine ilham veren "Bulut" imgesi, ilahi adaletin ve vicdanın bir temsilcisidir. Cengiz Han’ı seferlerinde gölgeleyerek onu koruyan bulut, masumların katledilmesiyle birlikte hakanı terk eder. Bu, gücün ahlaktan koptuğu noktada meşruiyetini ve bereketini de kaybedeceğinin bir göstergesidir. Gökyüzündeki bu sessiz gidiş, aslında yerdeki en büyük fatihin bile vicdan karşısında ne kadar çaresiz ve "küçük" kalabileceğini vurgular.
Aytmatov’un üslubu, her zamanki gibi bozkırın sert rüzgârlarını ve geniş ufuklarını hatırlatan epik bir derinliğe sahiptir. Yazar, masal ve efsane formunu kullanarak siyasi eleştirilerini çok daha evrensel bir düzleme taşır. Stalin döneminin baskıcı rejimini, Cengiz Han’ın katı kurallarıyla özdeşleştirerek otoriter yapıların değişmeyen doğasını gözler önüne serer. İşkence altındaki bir mahkûmun dramı ile bir efsanenin iç içe geçmesi, metne katmanlı bir anlatı zenginliği katar.
Sonuç olarak "Cengiz Han’a Küsen Bulut", insanın her türlü baskıya rağmen sevmeye ve yaşatmaya olan eğiliminin bitmeyeceğini müjdeler. Cengiz Han ordusuyla dünyayı fethedebilir ancak bir annenin şefkatini veya bir bulutun adaletini zapt edemez. Aytmatov, bu küçük ama hacimli eseriyle okura şu soruyu sordurur: Dünyanın tüm topraklarını ele geçirseniz bile, üzerinizdeki gölgeyi (yani vicdanı) kaybettiğinizde geriye neyiniz kalır?