Nil'in Sırrı, Kalbin Teslimiyeti
Acı, toprağa düşen bir tohum gibiydi; önce yarar, sonra boy verirdi. Tohum çatlamadan çiçek açmaz, kalp yanmadan hakikat parlamazdı. Sükut ise, o yanışın en zarif külleriydi...
◇
Firavun’un gözü sadece mülkü görür, hükmetmek ister. Musalar ise kalbi görür; merhameti, adaletinden önce gelir.
Selam olsun bu kutlu yolun yolcularına...
Hz. Musa’nın hayatını sadece bir tarih anlatısı değil, bir "kadınlar okulu" olarak okuyoruz aslında. Her bir durakta, bir kadının imanıyla şekillenen bir kader çizgisi var:
Yahobed’in Sepeti: Bir annenin en zor imtihanı... Evladını suya bırakırken aslında onu Allah’ın korumasına emanet ediyordu. Bu bir terk ediş değil, "Vekil olarak Allah yeter" demenin en somut haliydi.
Meryem (Ablası): Kıyıda yürüyen bir gölge değil, sadakatin ta kendisi. Kardeşini gözden ayırmayan o dikkat, bugünün uyanık kalplerine ne büyük bir ders.
Asiye’nin Sarayı: Dünyanın en karanlık dehlizinde, tek başına yanan bir kandildi o. Saraylar onun ruhuna dar gelmişti; o, kendine cennette bir ev istemişti. Zulmün gölgesinde yeşeren o muazzam direniş...
Safura’nın Hayası: Medyen kuyusunun başında başlayan o hikaye, iffetin ve emeğin nasıl bir yuvaya dönüştüğünü anlatır bize. Yürüyüşündeki edep, Hz. Musa’ya yol arkadaşı olmuştur.
Maşita’nın Tarağı: Ateşle imtihan edilen ama saçının teli kadar bile sarsılmayan bir iman. O, ölümü değil, vuslatı tarıyordu saçlarda...
Ve sonra... Hızır’ın (a.s.) sessiz gemisi.
Görünenin ardındaki görünmeyene yapılan o meşhur yolculuk. Bizim "şer" sandığımızın bağrındaki "hayır." Kırılan her dalın, yıkılan her duvarın bir hikmeti olduğunu öğreniyoruz bu yolculukta. Ledün ilmi, kalbin rıza makamına ermesidir.
Anlıyoruz ki;
Nil sadece bir nehir değil, bir arınma yeridir.
Asiye sadece bir isim değil, bir duruştur.
Ve Musa, hepimizin içindeki o hakikat arayışıdır.
Zaman değişse de Firavunlar ve ellerinde teslimiyet meşalesi tutan Asiyeler hep var olacaktır. Nil’in suyuna sabrını bırakanlara, imanıyla dünyayı titretenlere selam olsun.
Her daraldığımızda, Medyen yolunda yorgun düşmüş bir Musa gibi biz de fısıldıyoruz:
"Rabbim, bana göndereceğin her hayra muhtacım."