Puan vermedi·154 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2026 23:50 Kur’an bize yeter söylemiyle sadece Kur’an diyenlere cevap niteliğinde kitap yazan Enbiya hoca bu kez hadisleri tümden reddedenlere karşı tezlerini çürütmek üzere bu kitabı yazmış. Kitabın giriş kısımlarında esasında yapılması gerekenin kendi dini ikballeri adına rant devşiren, rüya ve kıssalarla halkı yanlış yönlendiren sözde alim pozları takmış tüccarları olması gerektiği yere indirmek olduğunu söylüyor. Zaten bunu yaptığımızda hadisle ilgili problemlerin büyük çoğunluğunu aşmış olacağız.
Hadis kitaplarının tartışmasız olmadığını, sıkıntıların daha çok sosyal hayatla ilgili bir takım hadislerde olduğunu, bu durumun hadislerin tamamını inkara götürmesine gerek olmadığını anlatmaya çalışıyor. Kitabın orta bölümlerinde Hazreti Muhammed’in temsil ettiği anlam detaylandırılmış Allahın elçisi Kur’an‘ı indirip yalnız bırakmayacağını, onu açıklattıracağını, ayetlerden örneklerle anlatmış.
Burada bir problem yok, ilerleyen kısımlarda asıl problem görülen konunun hadislerin sıhhatinde olduğu belirtilip hadis alimleri ile ilgili incitici yorumlar yapmadan eleştirilebileceği belirtiliyor.
Bana göre kitabın sonlarına doğru, olması gereken, ancak genel alimlerimize baktığında pek görmediğimiz şekilde çok radikal bir pencere ortaya koyuyor: örneğin 119. sayfada mezhep düşmanlığı yerine, delillerden hareketle bazı fetvaların güncellenmesini hiçbir sakınca olmadığını açık bir şekilde söylüyor. Burada dipnot şeklinde Mecelle’ya atıf yapıldığını görüyoruz:
“ezmânın teğayyürü ile ahkâmın teğayyürü inkar olunamaz” yani zamanın değişmesi ile hükümler değişebilir diyor, bu hususta İslam hukukunda ahkamın değişmesi Mehmet Erdoğan’ın kitabını da okuyacağım hoca atıf yapmış.
Son bölümde Hazreti Peygamber’in dini uygulamalarının mesela ibadetin eda şeklini alıp kenara koyalım, hukuksal konularda dinin temel dayanaklarıyla çelişmeden toplumsal gelişmelere göre revizeler yapılabilir diyor. Örf, adet, gelenek ile ilgili konularda ise evrensel bir din olan İslam’la ilgili Arap coğrafyasının kültür ve geleneğini din diye sunamayız diyor. İşte olması gereken bakış açısı budur.
Sorunun ürettigi sorunlar kısmında birkaç problemli konuya değinmiş: recm meselesi (Medine’ye göçte ilk başta Yahudi hukuku olan evlilere recm bekara sopa uygulamasını devam ettiğini ancak daha sonra ayet gelerek cezanın sopaya evrildiğini belirtiyor) Hazreti Aişe’nin yaşı ile ilgili konular tartışılıyor.
Burada yapılması gereken hocanın revize edilebilir dediği konularda alanında uzman kişilerin konuyu ele alması alanında etkin olmayanların konuyla ilgili fikir belirtmesi ortalığı daha da karmaşıklaştırıyor. Ancak bu yapılırken Buhari ve Müslimdekiler de dahil “hadislerin” Ebu Hureyre ya da Hazreti Ömer gibi kişilerden nakledildiğini, yani bunu söyleyen kişinin peygamber olmadığı, Hz. Ömer’in veya Hureyre’nin sözü olduğu unutulmadan; bu tarz kısımların da ayıklanması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü bunu Hureyre söylediyse o söz hadis olmaz ve bununla hüküm verilemez, hadis fıkıhna göre hüküm verilebilmesi için sözün peygamberimizin ağzından çıkmış olması gerekiyor diye biliyorum. Nihayet hadisin Kur’an’ın genel mantığına ters olamayacağını, peygamberimizin böyle bir hükümde bulunmayacağını, eğer böyle bir hadis varsa muhtemelen uydurulmuş olabileceği ihtimalini akıldan çıkarmamak gerekiyor. Ben kendi çapımda istifade edebildim hocanın ilmine kalemine sağlık.