Puan vermedi·248 syf.····Okunma: 04 Mayıs 2026 00:00 Bir kitabı okurken genelde bir yere varmak isterim. Bir hikâyeye, bir duyguya, bir karaktere…
Ayna İçinde Ayna ise bana sürekli şunu yaptı: yoldaymışım gibi hissettirdi ama nereye gittiğimi hiç söylemedi.
Kitabı ilk elime aldığımda kapak beni içine çekti. Sonra öyküler başladı… ve ben kendimi bir anda rüyaların içinde buldum. Parça parça, kopuk, bazen anlamsız gibi duran sahneler. İlk başta “ben mi anlamıyorum?” hissi geldi. Ama sayfalar ilerledikçe fark ettim ki mesele anlamak değilmiş.
Bu kitapta her öykü bir oda gibi:
Birinde çöl var, birinde sarmaşıklar, birinde ateş. Ama aslında hepsi aynı yere çıkıyor. Aynı insanın farklı halleri gibi. Okurken bazı anlarda durup “bu benim hissettiğim şey” dedim. Özellikle o bitmeyen yol, o ulaşamama hali… insanın kendi içinde sıkışıp kalması gibi.
Ama…
Tüm bunlara rağmen kitapla tam bir bağ kurabildim mi? Hayır.
Çünkü bu kitap sana yaklaşmıyor, seni içine almıyor. Bir mesafesi var. Sürekli düşünmeni istiyor ama seni duygusal olarak tutmuyor. Bazı öyküler gerçekten çok çarpıcıydı, bazı cümleler uzun süre aklımda kaldı. Ama bütün olarak baktığımda sanki parçalar çok iyi, ama bir araya geldiklerinde eksik bir şey var gibi hissettirdi.
Belki de bu kitabın meselesi tam olarak bu:
Bir bütün olmamak.
Bir labirent gibi kalmak.
Son sayfayı kapattığımda şunu düşündüm:
Güzel anlar yaşadım ama yoruldum da.
Yine de şunu söyleyebilirim, bu kitap sıradan değil.
Herkese hitap etmeye çalışmıyor.
Belki de bu yüzden bazı anlarda çok derin, bazı anlarda ise fazlasıyla uzak.
Benim için:
okunmuş, üzerine düşünülmüş ama tam kalbe oturmamış bir kitap oldu.