Savaşın dehşetini bir çocuğun gözünden görmemizi sağlayan, etkileyici ve sarsıcı bir eser.
II. Dünya Savaşı döneminde, ailesiyle birlikte Auschwitz toplama kampının hemen yakınına taşınan 9 yaşındaki Bruno’nun gözünden anlatılıyor. Meraklı ve saf bir çocuk olan Bruno, çevresindeki karanlığı tam olarak kavrayamasa da, çitlerin ardında “çizgili pijamalı” bir çocuk olan Shmuel ile kurduğu dostluk sayesinde bambaşka bir dünyanın kapısını aralıyor.
Kitap, çocuk masumiyetinin ne kadar güçlü ve aynı zamanda ne kadar kırılgan olduğunu çok sade ama çarpıcı bir dille anlatıyor. En çok etkileyen yönü ise, olaylara bir çocuğun gözünden bakıyor olmamız. Yetişkinler için oldukça ağır olan gerçekleri, Bruno'nun dünyasında anlamlandırmaya çalışırken, okur olarak boğazımıza bir yumru oturuyor. Çünkü Bruno her şeyi kendi naifliğiyle yorumluyor ama biz onun göremediği, anlamlandıramadığı gerçekleri çok iyi biliyoruz…
Finali ise tam anlamıyla yıkıcı. Okuyan herkesi derinden etkileyen ve uzun süre akıldan çıkmayan bir son. “Çizgili Pijamalı Çocuk”, bir savaş hikayesinden çok daha fazlası; önyargının, ayrımcılığın ve nefretin masum hayatlara ne kadar büyük zararlar verebileceğini anlatan evrensel bir uyarı.