İclâl, bir köyde işlenen cinayetle başlayan ama okuru klasik bir “katil kim?” hikâyesinden çok daha farklı bir yere götüren bir roman aslında. Hikâye, görünürde bir suçun izini sürüyormuş gibi ilerlese de aslında yavaş yavaş karakterlerin geçmişine, bastırılmış travmalarına ve kırılgan zihinlerine açılıyor. Özellikle İclâl’in hayatı üzerinden; çocukluk yaraları, zorunluluklar, kimlik arayışı ve insanın geçmişinden kaçamaması gibi temalar derinlemesine işleniyor.
Kitapta olaydan çok duygular ön planda. Bu yüzden akıcı bir polisiye bekleyenler için zaman zaman dağınık ya da ağır gelebilir. Ama karakterlerin iç dünyasına girip onların acılarını hissetmeye açık bir okur için oldukça sarsıcı bir deneyim sunuyor. Anlatım yer yer uzun ve detaylı; bu da bazı okurlar için kopukluk hissi yaratırken, bazıları için hikâyeyi daha gerçek ve yoğun kılıyor.
Genel olarak İclâl, bir cinayet hikâyesinden ziyade insanın iç dünyasına, geçmişin izlerine ve suskunlukların altında biriken acılara odaklanan bir roman. Okuduktan sonra geriye net bir olay örgüsünden çok, zihinde kalan bir duygu ve ağırlık bırakıyor. Sade ve akıcı anlatımıyla okurda güzel bir deneyim bırakıyor. Yazarımızın emeğine ve kalemine sağlık.