Valla bu seriye bayılıyorum. Kıtlık zamanında imdada yetişip şipşak okunuyor.
Memphis, yüzüne kapanan kapıların ardından sekiz haftalık oğlunu da alıp Quincy kasabasına gelir. Hayatını sil baştan yazmak zorundadır—hem de kucağında küçücük bir bebekle. İşvereni Eloise tarafından bir çatı katına yerleştirilir ve bilmediği şey ise ev sahibi Knox’un kalbini kapattığı kapıları aralayacağıdır.
Kitapta hem Knox hem Memphis benim için tam bir “green flag” karakterdi ama Knox’a gönlüm bir tık daha kaymış olabilir. O nasıl bir centilmenlik yahu? İlaç gibi geldi.
Seriyi yoğun fantastik okumalardan sonra okuyorum. Çıtır çerezlik, akıp gidiyor. Ama bu, basit olduğu anlamına gelmiyor. Yazarın dili öyle akıcı ki insanın içi o kasabaya gidip Knox’un elinden bir peynirli makarna yemek isteğiyle doluyor.
Gerilim dozu ve smut sahneleri benim için tam ayarındaydı. Ne zorlama bir gerilim vardı ne de uzayıp bayıcı hale gelen cinsel sahneler—hepsi dengeliydi.
Serinin diğer kitaplarını da en kısa zamanda tamamlayacağım.
Sıcak kasaba hikayelerini sevenlere tavsiyedir.
Addio…