Puan vermedi·240 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Nisan 2026 16:54 Gülfem Pamuk’un kaleminden süzülen Kasâme, sadece bir roman değil; ruhun karanlık dehlizlerinde yapılan, her adımda biraz daha ağırlaşan, hüzün yüklü bir yolculuk gibi.
Okurken insanın göğsüne bir taş oturuyor, o taşın ağırlığı sayfalar ilerledikçe hafiflemek yerine daha da derinlere işliyor.
Bazı kitaplar vardır, bittiğinde kapağını kapatıp rafa kaldırmak yetmez; içindeki seslerin susması için zaman gerekir. Kasâme, tam da böyle bir eser. İnsanın kendi iç dünyasındaki o bitmek bilmeyen hesaplaşmaları, kayıpları ve neden? diye sorulan ama cevabı hep havada kalan o boşlukları anlatıyor.
Kitabın isminden itibaren başlayan o ağır atmosfer, yazarın seçtiği kelimelerle birleşince adeta bir yas günlüğüne dönüşüyor.
Gülfem Pamuk, acıyı sadece anlatmıyor; onu görünür, dokunulur ve hatta solunur bir hale getiriyor.
Kitabın içinde öyle cümleler var ki, okurken durup bir nefes alma ihtiyacı hissettiriyor:
İnsanın evi neresidir? Doğduğu yer mi, yoksa acısının en çok yankılandığı yer mi?
Bu cümle, eserin kalbini özetliyor aslında. Kitap boyunca karakterin fiziksel olarak bir yerlere sığamamasından ziyade, ruhsal olarak yersiz yurtsuz kalışına şahit oluyoruz. Bir insanın evi artık huzur bulduğu yer değil de acısının sesini tanıdığı yer haline gelmişse, orada hüzün kalıcı bir misafir demektir.
Bazı yaralar iyileşmez, sadece onlarla yaşamayı öğrenirsin; tıpkı eksik bir uzuvla yürümeyi öğrenmek gibi.
Yazar burada acının zamanla geçeceği yönündeki o klasik teselliyi yıkıp geçiyor. Kasâme’de gördüğümüz şey, bir kabulleniş değil, bir dayanma biçimi. Acının yok olmadığını, sadece insanın o acıya göre şekil aldığını, onunla birlikte büyümesini ne kadar naif ama bir o kadar da sarsıcı bir dille aktarıyor.
Eserin en çarpıcı yönü, kurgusal bir hikayeden ziyade sanki birinin en mahrem gözyaşlarına ortak oluyormuşsunuz hissini vermesi. Hayatın bazen üzerimize yıktığı o sessiz duvarların altında kalmanın, kimseye sesini duyuramamanın sancısı her satırda mevcut.
Eğer ruhunuzun biraz yaralı olduğu bir dönemdeyseniz, bu kitap size hem bir dostun omuzunu sunuyor hem de o yaranın neden hala kanadığını hatırlatıyor.
Hüzün, kitabın sayfaları arasında bir mürekkep gibi dağılmış; bazen bir karakterin suskunluğunda, bazen de bitmek bilmeyen bir yağmurun tasvirinde karşımıza çıkıyor.
Kasâme, her okurun harcı olmayan, sabır ve duygusal dayanıklılık isteyen bir eser. Gülfem Pamuk, kelimeleriyle bir hüzün atlası çizmiş. Okurken kendi eksikliklerinizi, kayıplarınızı ve dilsiz acılarınızı bu atlasın üzerinde bulmanız işten bile değil.
Eğer edebiyatta gerçekliği, süslü cümlelerin ardına saklanmamış çıplak bir kederi arıyorsanız; Kasâme sizi bekliyor. Ama hazırlıklı olun; bu kitaptan sonra dünyaya bakışınızda o ince, sızılı gölge hep sizinle kalacak.
Okuduğunuz her satırın ruhunuzda bir iz bırakması dileğiyle.