Kadim öğretilerin doğayla uyumlu yaşamayı ve bütünleşmeyi tembih ettiği insan, hayatta kalmak için doğaya açtığı savaşta sürekli doğayı ihlâl eder ve onun tarafından da ihlâl edilir. Ama asıl büyük trajedi, bir süre sonra insanın kendi yarattığı kültür ve pratikler tarafından da ihlâl edilmesiyle başlar. İnsan hukukla olduğu kadar teknolojiyle, dinle, gelenekle, bilimle de böyle trajik bir ilişki içindedir. Bütün bu kültür pratiklerini doğayla mücadelesinde hayatta kalmak için yaratır. Ama çok geçmeden kendi yaratısı olan bu kültür pratikleri insana karşı tuhaf bir özerklik elde eder. Modern hayatın giderek hızlanması ve doğa üzerinde egemenlik gösterilerini artırmasıyla modern insanın trajedisi de çok daha derinleşir: “Anlamsız denemeyecek ama birey için çok da anlamlı olduğu söylenemeyecek muazzam sayıda kültür unsuru tarafından kuşatılmış olma hissidir bu.”