Puan vermedi·432 syf.··
2026 47. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 07 Mayıs 2026 15:13
"Ben zalimler çağında yaşayan bir alçağım." Patasana, iki ayrı kurgu üzerinden ilerliyordu: Arkeolog Esra’nın hikâyesi ve Hititler döneminde görevli bir yazıcı olan Patasana’nın anlatısı. Bölümler sürekli biri bugünde, biri geçmişte olacak şekilde ilerliyordu. Kitabı sevmedim diyemem ama en zorlandığım taraf da tam olarak buydu. Esra’nın ortaya çıkan her tablette yaşadığı heyecanı daha derin okumak isterdim. Fakat işin içine Ahmet Ümit’in polisiye dili girince mesele bambaşka bir yere taşınıyor. Yine de iki nehir arasında yaşanan tarihten; Hititler, Asurlular, Frigyalılar ve Urartular’dan bahsedilen kısımlar beni daha çok içine çekti. O dönemlerin atmosferinde daha fazla dolaşmak, orada daha uzun süre kalmak isterdim. Patasana’nın hayatı tabletlerden çıkanlarla sınırlıydı elbette ama yazarın o dünyayı bizim için biraz daha ayrıntılı işlemesini bekledim. Bu yüzden Patasana bölümlerini büyük bir merakla okurken, Esra’nın bölümlerinde aynı heyecanı hissetmedim. Buna rağmen Esra ile Yüzbaşı Eşref’in hikâyesini ayrıca okumak isterdim. Neden bilmiyorum ama yarım kalmış hissi uyandırdılar bende. Onlar için ne iyi ne de kötü bir son vardı; yazar ilişkiyi bilinçli şekilde ucu açık bırakmıştı. Bir aşk yaşandı sanki ama adı hiç konmadı. Biraz günümüz ilişkileri gibi… Patasana’nın Aşmikul’a olan aşkını da dönemin şartlarıyla değerlendirmek gerekiyor sanırım. Çünkü aşkın yanında gurur, iktidar ve intikam duygusu da vardı. Didem Madak’ın bir sözü gelir aklıma: “Neden her aşk bir kadının cenazesini kaldırmak zorunda?” Belki de bu sorunun cevabı yüzyıllardır değişmiyor: Çünkü kadın. Gurur kadına yükleniyor, erkeğe ise çekip gitmek ya da “bir gün intikamımı alacağım” diyerek beklemek düşüyor. Ama sonunda gerçekten kazanan oluyor mu? Kaybeden yalnızca Kral Pisiris miydi, yoksa koskoca bir ülke mi? İntikamın sonunda elde kalan tek şeyin “hiçlik” olduğunu düşündürdü bana bu kitap. Çünkü geriye gerçekten hiçbir şey kalmıyor. Tarih yalnızca kendini tekrar etmekten mi ibaret? İnsan gerçekten hiç değişmiyor mu? Köleler, krallar ve onların adına düzen kuran diplomatlar… Bu döngü bir gün kırılacak mı? Din neden insanlara hoşgörü yerine ayrışmayı getiriyor? Ve insanlar neden davalarını savunurken en masumları öldürüp bunu kahramanlık sayabiliyor? Geçmişe dönüp insanı anlamaya çalışınca görünen şey hep aynı oluyor: Hırs, üstünlük arzusu ve kan dökerek kurulan tahakküm. Değişen tek şey zaman; insanın özü ise sanki hep aynı kalıyor.
PatasanaAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 201929,4bin okunma
·
162 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.