Kürtler kendilerini milliyetçi olarak tanımlamaktan her ne kadar kaçınsa da, taşıdıkları aidiyet ve hak talebi bilinci, milliyetçiliğin kendisidir.
Maalesef Kürtler, milliyetçilik kavramını çoğu zaman Türk milliyetçiliği deneyimi üzerinden okudukları için Kürt milliyetçiliğini de aynı kategoriye yerleştiriyor.
Oysa milliyetçilik tek bir şey değil.Onu anlamak için önce “kimin milliyetçiliği?” sorusunu sormanız gerekiyor.
Aksi durumda egemen milliyetçilik ile var olmaya çalışan milliyetçiliği aynı düzlemde tartışmak, teorik olarak hatalı.
Çünkü bu iki milliyetçilik türü,aynı tarihsel aşamada değil,aynı güç konumunda değil
aynı amaçla hareket etmez.
Egemen milliyetçilik dediğimiz şey bugün zaten devlete sahip,sınırları belirlenmiş, kurumsallaşmış, çoğunluk konumunda. Ve bu nedenle amacı, mevcut düzeni korumak ve egemenliğini sürdürmek.
Buna karşılık Kürt milliyetçiliği devletsizdir, tanınma sorunu yaşıyor ve kurumsal bir zemini yok.Çoğu zaman bastırılmış ve bastırılmaya devam ediliyor. Bu nedenle Kürt milliyetçiliğinin amacı burada görünür olmak,tanınmak ve varlığını sürdürmek.
Ancak Kürtler tüm bu farklılıkları göz ardı ederek hepsine “milliyetçilik” deyip aynı ahlaki ve politik yargıyı uyguluyor. Bu da baskı kuranı ile baskıya uğrayanı aynı kefeye koyuyor.
Ama gerçek şu ki, bugün milliyetçilik kavramı yanlış ve indirgemeci biçimde kullanıldığı için, Kürtler bu bilinci taşısalar bile kendilerini “milliyetçi” olarak adlandırmaktan kaçınıyor.